galatasaray maçı neden kaybetti sorusuna verilecek cevap çok fazla aslında. barosun sakatlığı takımı aşırı etkiledi, rakipte kazımın yaptığı hücum presini nonda yapamadı/yapamaz. kewell girsin demiştim içimden, belki erken ama keita-kewell-arda-elano dönmeli şekilde oynarlar diye umut ederek. olmadı belki bir fanteziydi benimkisi sadece.. ayhanın özellikle 2. yarı berbat futbolu. ama ayhanı suçlayamayız burda, 33 yaşındaki adamı orta sahada en fazla rotasyon elemanı olarak değerlendirebilirsin 90 dk performans beklemek kötü. defansın ağır olması ve kazımla bile boğuşamaması. leonun kötü gününde olması. ardanın ve keitanın beklenen performansın altında kalması. v.b v.b
ama bişeyi gözden kaçıramayız. kadıköyde feneri yenmenin yolu, o maçı gerçekten diğer 33 maçtan farksız görmekten geçiyor. daha maç başlamadan provoke olursak, biz kendi futbolumuzu empoze edemez onlara teslim olursak yenemeyiz.
daumu türkiye şartlarında tebrik ediyorum. nabza göre şerbet. anti futbolu yıllarca bu kadar desteklerseniz bu derbileri bu ortama getirirsiniz. bu ortamda da kazanana ödül veriyorlar sonuçta, tebrik etmek lazım fenerbahçeyi.
barosun sakatlığı çok kötü oldu, bu maçtan bağımsız ama yani en alternatifsiz adamımızdı..
Maçtan sonra pcliona yazdığım ama son anda yayınlamayıp kendi bloguma koyarım dediğim yorumum bu. Hızlı yazmışım ve imlaya dikkat etmemişim, özür dilerim öncelikle. Dokunmak istemedim çünkü kendimi iyi ifade ettiğim bir yazı olmuştu. Kısa, ama önemli. Kaybettiğimiz sadece bir 3 puan sonuçta, Rijkaardın basın toplantısından sonra dediği gibi eninde sonunda yeneceğiz Kadıköyde, zamanında 14 sene şampiyon olamadık nasıl birşey değişmediyse birşey değişmeyecek yine. Önemli olan ders almak..
Okul zamanı blogla daha çok ilgilenirim diye düşünmüştüm ama olmuyor işte, insan zaman bulamıyor ayıracak. Diğer blogları okuyacak vakti ancak buluyorum; kendi yazımı yazmak genelde zor. Biraz daha düzenli girmeye çalışacağım bloga, en azından resim+2 cümle şeklinde özet postlarla.
Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Ekim 2009 Pazartesi
27 Eylül 2009 Pazar
3 Eylül 2009 Perşembe
Gecikmiş bir 4. Hafta İncelemesi

4. haftanın sonunda ligin genel bir değerlendirmesi ve bu haftada oynanan maçların izlenimleri üzerinden sezon gidişatı üzerinde tahmin yürütme şansı doğdu bizlere. Bunun 2 sebebi var; 1. si artık sezonu gerçekten açacak olan ilk derbi maçın öncesindeki haftada olmamız, 2. si de transfer sezonunun bitmesiyle takımların kadrolarının netleşmiş olması. Sezon öncesi tahminlerde şampiyonluğun en büyük 2 adayı olarak gördüğüm Galatasaray ve Fenerbahçe firesiz kapadılar ilk 4 haftayı. Ama bu son haftaki performans 2 takım açısından da pek parlak değildi. Öncelikle Fenerbahçeyle başlayalım. Fenerbahçe karşısında diri bir Manisaspor buldu. İyi çalışmıştı Tarzanlar derslerine, Fenerbahçenin kanatlar üzerinden etkili olma planını engellemek için önlemleri vardı. Buna rağmen ilk 20 dk özellikle Kazımla pozisyon buldu Fenerbahçe. Ama oyunun devamında bu üstünlük ortadan kalktı, hatta Manisasporun art arda pozisyon buldu dönemler bile oldu. Maça heyecanın geldiği an Emre'nin kırmızı kartıydı. O dakikaya kadar Fenerbahçe adına en çok iş yapan adamdı Emre. Cristianın defansa çok yaklaşması ve Alexin hücumdan dönmemesi Emreyi orta sahanın ortasında tek başına bırakıyordu. Emre hem top kapıyor hem alana basıyor hem de oyun kuruyordu. Zaten sorunlu bir oyuncu olduğunu biliyoruz, kırmızı kartı bu durumun getirdiği fiziksel ve mental yorgunlukla adeta davet etti. Hem küfür hem de hakeme fiziksel müdahele.. 4-5 maçtan az olmamalı ceza. O dakikadan sonra maç değişti, sanki Manisasporlular biraz da puanı kopardık havasına girdiler. Ve Fenerbahçe golü buldu. Maç öncesi öngördüğüm senaryo erken Fener golü ve sonrasında gelecek Manisaspor golüydü. Manisaspor golü çabuk gelirse Fener farklı alır gecikirse 1-1 biter diyordum. Erken olmadı Fenerbahçenin golü ama devamı için aynı senaryoyu düşünebilirdik yine de. Ve dk 85 te Manisa golü geldi. Daumun oyuncu değişiklikleri sonrası tek Carlosa emanet kalan sol kanattan gelen art arda ataklardan birinin sonunda geçtiğimiz senelerde Trabzondan tanıdığımız Ergin attı golü. O dakikadan sonra 2 oyun planı olabilirdi Manisa adına, ya 10 kişi rakibine karşı kapanacaktı ya da 2. golü arayacaktı. 2sini de yapmadı aslında, ne tam kapandı ne de hücuma yöneldi. Tam kapansa büyük ihtimal berabere bitecekti ve açılsa da bundan kötüsü olmazdı bence. Orta sahada top gezdirirken kritik bölgede kaptırdılar topu, (ki maçtaki 3 golde çıkarken yapılan pas hatalarından kaynaklandı) ve Fenerbahçe son dakikadaki golle aldı maçı. Maçla ilgili kişisel bir detay, maçı 30 kadar Fenerbahçelinin içinde 2 Galatasaraylı izledik. Manisasporun golünde ben alkışlayınca yüzler bizim tarafa döndü, o anda bir tırsmadım değil. Extensor gibi vücut da geliştirmiyorum, hatta bayağı ufak tefek bir tipim. Yanımdaki arkadaşla birlikte 2. Manisaspor golü gelirse nasıl kaçarız şeklinde bir muhabbete daldık o dakikadan sonra, ama Fener golü geldi ve belki de dayaktan kurtulduk :D

Galatasaray maçına gelirsek, ilk 60 dakika adam gibi pozisyonu olmayan bir takım vardı sahada. Sezon başından beri her maç kalede tatil yapan Francoyu ilk kez zorladı rakip :) Görevini yaptı Franco. Rakipte Senecky de görevini yaptı aynı şekilde 2-3 kritik top kurtardı. Eğer bu maçın yazısını tek başına yazsaydım başlığım kilidi açmak olurdu. Çünkü Galatasaray uzun süre kilidi açamayacak gibi gözüktü, aynı ilk Tobol maçında olduğu gibi. Hatta daha da zor durumlara düştüğü oldu Röberin ekibi karşısında, uzun topu ilk kez bu kadar sık kullandığını gördük Galatasarayın. Fenerbahçenin genelde kilit maçlarda formülü bellidir: duran top ve kaliteli oyuncuların bireysel çabası. Bu yüzden bana hep biz galibiyet için ecel terleri dökerken Fener kritik anlarda golleri fazla kolay buluyor gibi gelmiştir. Bu seneyle birlikte sanırım (ve umarım) biz de golleri daha kolay bulacağız. Çünkü Rijkaardın gelişiyle birlikte ciddi bir duran top çalışması var diyoruz hep. Ve takımda da belki de hiç olmadığı kadar çok bireysel yetenekli oyuncu var. İşte kilidi açan gole bakalım; Ardanın kornerinde Harry Cool geçen seneki Olympiakos maçını hatırlatan bir gol attı. Sonraki gole de bakarsak Aydının mükemmel pası ve Nondanın uzun bir matematik hesabından sonra iç yan ağlara gönderdiği top. Maçı çözerken duran top ve bireysel yetenek dedik ama, bu sene bizim fazladan bir opsiyonumuz daha var: kenardan müdahale. Aslında Fenerbahçe için de bunu söyleyebilirdik ama o daha çok Semih özelinde bir durum. Bizde ise devreye teknik ekibin kalitesi giriyor. Sene başından beri her maçta 2. yarı takımda hava değişimi oluyor, oyuncular daha doğru daha iyi oynamaya başlıyorlar. Bu maçta da aynı durum ve üzerine kondisyon olarak yetersiz gözüken Elano, takımı ilk yarıda tek başına taşıdığı için yorulmuş Keita ve ciddi ciddi gol orucuna girmesinden korkmaya başladığımız Barosu çıkararak 3 doğru oyuncu değişikliği yaptı Rijkaard. Başka bir hoca olsa bu yıldızların isimlerinden çekinir çıkaramazdı belki de. Ama Rijkaard bu değişiklikleri yaptı ve maçı aldı. Şampiyonlar Ligi Finalinde de böyle yapmıştı, hatta flying dutchmanin bir yazısını hatırlıyorum konuyla ilgili. Sonuç olarak Galatasaray adına maçı alan kaliteydi, hem sahada hem de kenarda. Maçla ilgili ilgimi çeken bir detay da Ankaraspor'un forma rengiydi. Bu maçı da yine aynı mekanda izledim, yanımdaki 2 adam arasında şöyle bir diyalog oldu: 1. adam dedi ki Ankarasporun rengi mavi beyaz değil miydi, öbür adam da oğlum onlar Ankaragücüyle birleşti ya formaları aynı oldu artık gibi bir şey dedi. Gerçekten futbolumuz adına rezalet bir durum yaşanıyor, sezon başladıktan sonra olacak iş değil ama siyasetin oyunlarına kurban ediliyor futbol. Ankaragücü bu açıdan şanssız bir takım, kayırılıyor gibi gözüküyor ama aslında kaybediyor. Çünkü futbol sadece para değil, blogu açarken de bahsettiğimiz gibi ruh var işin içinde. Ben Ankaragücü taraftarı olsam bu durum çok üzerdi beni, onların da içlerine sindiğini sanmıyorum. Neyse, çok da hakim olmadığım bu konuya fazla girmek istemiyorum açıkçası çünkü bu kirli işler ne zaman sorgulansa altından daha kirli işler çıkıyor ve sonu gelmez bir bataklıkta buluyorsunuz kendisinizi. Federasyonun soruşturmasının sonucunu merakla bekliyoruz. Gs ve Fb ye dönecek olursak, Fatih Terim döneminde Galatasaraydan gördüğümüz kötü oynarken maç kazanma alışkanlığını 2 takım da bu sene kazanmış gözüküyor. Çok erken de olsa ortada bir gerçek var, bu 2 takım diğer rakiplerden kağıt üstünde daha güçlü ve futbol her ne kadar sürprizlere açık bir oyun da olsa bu 2 takımı biraz Beşiktaş dışında zorlamak zor gözüküyor..
Diğer takımlara ve maçlarına başka yazılarda değineceğiz, belki extensorun sezon öncesi yaptığı gibi inceleme yazıları da yazarız..
22 Ağustos 2009 Cumartesi
Uefa Avrupa Ligi Genel İzlenimler
2 gündür bir sürü aksilikten dolayı bloga yazı yazma fırsatı bulamadım, dolayısıyla maçların üstüne yorum yapamadım. D-smart belası yüzünden maçları doğru dürüst izleyemedim temsilcilerimizin maçlarını, ancak her maç hakkında az çok bir şeyler öğrenebildim geçen zaman zarfında.

Öncelikle Showdan izleme fırsatı bulduğum Sivas maçıyla başlayayım. Maç başladı, daha dizilişleri oyunu adam gibi anlama fırsatı bulamadan golü buldu Shakthar. Yani hiç sevmem ama Bülent Uygun'da da bir şanssızlık var bu sene, mübarek Ramazan ayında lailaheillallahla takımı hazırlayan hoca bu kadar şanssız olmamalı. Neyse oyunun ilerleyen bölümünde 2. gole kadar çok da fena oynamadı Sivasspor. Sivasta bu sene en çok dikkatimi çeken oyuncu Cihan Yılmaz şu ana kadar. Türkiyede çok bulunmayan tipte bir oyuncu olduğunu düşünüyorum Cihanın, mesela Trabzon kadrosuna iyi gidermiş şu anda. Neyse 2. gol de geldikten sonra oyun iyice koptu ve 3-0 mağlubiyet geldi. Sivassporun en büyük şanssızlığı bence Mehmet Yıldızın yokluğu, Ersen'le bu iş olmuyordu, İbrahim daha etkili olsa da ancak rotasyon elemanı olur o da. 3-0 lık skorla Sivasın şansı kalmadı sonuç olarak, zaten yoktu bana göre. Ülke puanı açısından üzüldüm ama Lucescu faktörü ve Sivasın antipatikliğinden dolayı çok da üzülmedim diyebilirim. Foroğraftaki pankart da ilginç ve biraz da açıklayıcı, Türk halkının bir kısmının kendine has düşünce tarzını açıkça ortaya seriyor. Benim dalga geçeceğim bir resmi Bülent Uygunu desteklemek için kullanıyorlar, milliyetçilik ve futbolda mafya gibi olmayı bir duruş sayıyorlar.. Ne diyeyim..

2. olarak Trabzon maçına dönelim. Trabzonla ilgili orta saha forvet kopukluğundan bahsediliyor hep. Kağıt üzerinde Selçuk da Colman da 2 yönlü ideal orta saha oyuncuları ama 2si de oyun içinde sürekliliği olan oyuncular değil, Tjikuzunun üstüne çok yük biniyor bu sebepten dolayı ve takımın pas yapması zorlaşıyor. Kanatta Engin tercihini anlayamıyorum ben, Alanzinhonun hem teknik hem de mental olarak daha üstün bir oyuncu olduğu görüşündeyim, Enginin maçtaki mükemmel asistine rağmen söylüyorum bunu. Maçta Serkanın sağda olması takımın orta sahasına dinamizm katmış ancak hücum gücü de kısıtlanmış doğal olarak. Umutun da Trabzon için yeterli bir forvet oyuncusu olmaması ilk yarıda Trabzonun üstün performansına rağmen ilk golü Gignacla bulmuş Toulouse ve ancak berabere bitmiş ilk yarı. 2. yarı Trabzon oyundan düşünce (fizik güç olarak çok sağlam bir takım değiller zaten) yine Gignac kalitesiyle golü atmış ve maçı kazandırmış bir bakıma. Maçtan bağımsız olarak Trabzon taraftarına da değinmek lazım, hem yarar hem zarar bir şehir taraftarı var Trabzonda. Neyse buna ayrı bir yazıyla değiniriz. Sezon öncesi beğendiğim Hugo Broosu bu son başarısız sonuçlarından dolayı suçlamak yanlış, sadece oyuncu değişikliklerini beğenmiyorum. Sonuçta Trabzonun da şansı çok azaldı, bir sürpriz yapma olasılıkları yok değil ama zor. Bahsettiğimiz taraftar baskısının olmaması onlar için pozitif bir etken ama yine de sanmıyorum.

3. ve son olarak Fenerbahçe Sion maçına değinecek olursak (Galatasaray maçına ayrı bir yazı yazmak umudundayım gecenin ilerleyen saatlerinde ya da yarın), Fenerbahçe klasik Daum takımı niteliğinde oynuyor. Eskiden 4-4-1-1 oynayan takım şimdi biraz 4-2-3-1 hüviyetinde, tek fark olarak bunu söyleyebiliriz. Maçla ilgili Fenerbahçeli arkadaşların çoğu Güizadan şikayet ediyorlar, gerçekten bayağı pozisyon kaçırmış ama Güizanın her şeye rağmen kötü bir forvet olmadığını düşünüyorum; alan boşaltma ve pozisyona girme yeteneği üst düzey. Andre Santosun golündeki asisti de şık. Andre Santos ilk geldiğinde de aynı görüşteyim, Fenerbahçenin son senelerdeki en iyi transferlerinden biri olacak. Fenerbahçenin bu taktiği de onun oyun stiline uygun, hem tekniğini hem de top sürme becerisini gösterecek fırsatları bol bol buluyor. Neyse Güiza diyorduk kopmayalım, Semih oynamalı görüşünde birçok Fenerbahçeli. Semihin de üst düzey bir forvet olduğu görüşündeyim, ama Güizayla stilleri farklı. Semih daha son vuruşçu daha pivot özellikleri olan bir futbolcu. Onu da farklı şekilde kullanacaktır Daum, mesela deplasmanda Anadolu takımlarıyla oynarken kilidi açacak golcü olarak değerlendirilebilir. Semihin en büyük dezavantajı Nöbetçi Golcü Genç Semih sendromu, Fenerbahçenin kendi gençlerine sahip çıkıp oynatmama hatta Anadooludaki potansiyelli gençleri de alıp söndürme stratejisinin kurbanlarından biri o da. Neyse yazının genel şeyinden kopmaya başladım, çünkü konu futbol olunca tartışılacak konu bitmez, laf lafı açar :)
Fenerbahçenin galibiyeti de turu garantilemesi olarak değerlendirilebilir. İncelediğimiz 3 maçta ülke puanı açısından olumlu ya da olumsuz bir sürpriz olmadı, seri başı olan takımlar turu geçerken seri başı olmayan takımlarımız elenecek görünüşü var. Pclionun yazısında belirttiği gibi artık bizim 4. bir takıma ihtiyacımız var Avrupada. Ne yazık ki bu sene olmayacak bu, ama Anadolu takımı yazımızda anlattığımız gibi artık baş altı takımların Avrupa düzeyine çıkması gerekiyor..
Not: D-smart olayına da değinmek istiyorum ama çok da uzatmak istemiyorum yazıyı, başka bir yazıda değiniriz o işkenceye. Ayrıca imla hataları için özür dilerim, yazıyı kendi bilgisayarımda yazmıyorum ve imlaya çok dikkat etme fırsatı bulamadım ne yazık ki..

Öncelikle Showdan izleme fırsatı bulduğum Sivas maçıyla başlayayım. Maç başladı, daha dizilişleri oyunu adam gibi anlama fırsatı bulamadan golü buldu Shakthar. Yani hiç sevmem ama Bülent Uygun'da da bir şanssızlık var bu sene, mübarek Ramazan ayında lailaheillallahla takımı hazırlayan hoca bu kadar şanssız olmamalı. Neyse oyunun ilerleyen bölümünde 2. gole kadar çok da fena oynamadı Sivasspor. Sivasta bu sene en çok dikkatimi çeken oyuncu Cihan Yılmaz şu ana kadar. Türkiyede çok bulunmayan tipte bir oyuncu olduğunu düşünüyorum Cihanın, mesela Trabzon kadrosuna iyi gidermiş şu anda. Neyse 2. gol de geldikten sonra oyun iyice koptu ve 3-0 mağlubiyet geldi. Sivassporun en büyük şanssızlığı bence Mehmet Yıldızın yokluğu, Ersen'le bu iş olmuyordu, İbrahim daha etkili olsa da ancak rotasyon elemanı olur o da. 3-0 lık skorla Sivasın şansı kalmadı sonuç olarak, zaten yoktu bana göre. Ülke puanı açısından üzüldüm ama Lucescu faktörü ve Sivasın antipatikliğinden dolayı çok da üzülmedim diyebilirim. Foroğraftaki pankart da ilginç ve biraz da açıklayıcı, Türk halkının bir kısmının kendine has düşünce tarzını açıkça ortaya seriyor. Benim dalga geçeceğim bir resmi Bülent Uygunu desteklemek için kullanıyorlar, milliyetçilik ve futbolda mafya gibi olmayı bir duruş sayıyorlar.. Ne diyeyim..

2. olarak Trabzon maçına dönelim. Trabzonla ilgili orta saha forvet kopukluğundan bahsediliyor hep. Kağıt üzerinde Selçuk da Colman da 2 yönlü ideal orta saha oyuncuları ama 2si de oyun içinde sürekliliği olan oyuncular değil, Tjikuzunun üstüne çok yük biniyor bu sebepten dolayı ve takımın pas yapması zorlaşıyor. Kanatta Engin tercihini anlayamıyorum ben, Alanzinhonun hem teknik hem de mental olarak daha üstün bir oyuncu olduğu görüşündeyim, Enginin maçtaki mükemmel asistine rağmen söylüyorum bunu. Maçta Serkanın sağda olması takımın orta sahasına dinamizm katmış ancak hücum gücü de kısıtlanmış doğal olarak. Umutun da Trabzon için yeterli bir forvet oyuncusu olmaması ilk yarıda Trabzonun üstün performansına rağmen ilk golü Gignacla bulmuş Toulouse ve ancak berabere bitmiş ilk yarı. 2. yarı Trabzon oyundan düşünce (fizik güç olarak çok sağlam bir takım değiller zaten) yine Gignac kalitesiyle golü atmış ve maçı kazandırmış bir bakıma. Maçtan bağımsız olarak Trabzon taraftarına da değinmek lazım, hem yarar hem zarar bir şehir taraftarı var Trabzonda. Neyse buna ayrı bir yazıyla değiniriz. Sezon öncesi beğendiğim Hugo Broosu bu son başarısız sonuçlarından dolayı suçlamak yanlış, sadece oyuncu değişikliklerini beğenmiyorum. Sonuçta Trabzonun da şansı çok azaldı, bir sürpriz yapma olasılıkları yok değil ama zor. Bahsettiğimiz taraftar baskısının olmaması onlar için pozitif bir etken ama yine de sanmıyorum.

3. ve son olarak Fenerbahçe Sion maçına değinecek olursak (Galatasaray maçına ayrı bir yazı yazmak umudundayım gecenin ilerleyen saatlerinde ya da yarın), Fenerbahçe klasik Daum takımı niteliğinde oynuyor. Eskiden 4-4-1-1 oynayan takım şimdi biraz 4-2-3-1 hüviyetinde, tek fark olarak bunu söyleyebiliriz. Maçla ilgili Fenerbahçeli arkadaşların çoğu Güizadan şikayet ediyorlar, gerçekten bayağı pozisyon kaçırmış ama Güizanın her şeye rağmen kötü bir forvet olmadığını düşünüyorum; alan boşaltma ve pozisyona girme yeteneği üst düzey. Andre Santosun golündeki asisti de şık. Andre Santos ilk geldiğinde de aynı görüşteyim, Fenerbahçenin son senelerdeki en iyi transferlerinden biri olacak. Fenerbahçenin bu taktiği de onun oyun stiline uygun, hem tekniğini hem de top sürme becerisini gösterecek fırsatları bol bol buluyor. Neyse Güiza diyorduk kopmayalım, Semih oynamalı görüşünde birçok Fenerbahçeli. Semihin de üst düzey bir forvet olduğu görüşündeyim, ama Güizayla stilleri farklı. Semih daha son vuruşçu daha pivot özellikleri olan bir futbolcu. Onu da farklı şekilde kullanacaktır Daum, mesela deplasmanda Anadolu takımlarıyla oynarken kilidi açacak golcü olarak değerlendirilebilir. Semihin en büyük dezavantajı Nöbetçi Golcü Genç Semih sendromu, Fenerbahçenin kendi gençlerine sahip çıkıp oynatmama hatta Anadooludaki potansiyelli gençleri de alıp söndürme stratejisinin kurbanlarından biri o da. Neyse yazının genel şeyinden kopmaya başladım, çünkü konu futbol olunca tartışılacak konu bitmez, laf lafı açar :)
Fenerbahçenin galibiyeti de turu garantilemesi olarak değerlendirilebilir. İncelediğimiz 3 maçta ülke puanı açısından olumlu ya da olumsuz bir sürpriz olmadı, seri başı olan takımlar turu geçerken seri başı olmayan takımlarımız elenecek görünüşü var. Pclionun yazısında belirttiği gibi artık bizim 4. bir takıma ihtiyacımız var Avrupada. Ne yazık ki bu sene olmayacak bu, ama Anadolu takımı yazımızda anlattığımız gibi artık baş altı takımların Avrupa düzeyine çıkması gerekiyor..
Not: D-smart olayına da değinmek istiyorum ama çok da uzatmak istemiyorum yazıyı, başka bir yazıda değiniriz o işkenceye. Ayrıca imla hataları için özür dilerim, yazıyı kendi bilgisayarımda yazmıyorum ve imlaya çok dikkat etme fırsatı bulamadım ne yazık ki..
11 Ağustos 2009 Salı
Sezonun İlk Haftası ve Öncesi- Planlar, Düzenler, Oyunlar

İlk hafta maçlarına en azından özet olarak bakma fırsatı buldum, maç yorumlarını ayrı bir yazıya bırakıyorum. Bu yazıda bu hafta hakem yönetimleri ve sezon başlamadan önceki birkaç olaydan yola çıkarak sübjektif çıkarımlar yapacağım. Katılırsınız katılmazsınız o size kalmış..
Geçen sene çoğu kişi için şaşırtıcı bir şekilde Beşiktaş şampiyonluğuyla sonuçlandı. Biz de Fenerbahçe de hayal kırıklığı yaratmıştık. 2 klübün de amacı bu sene mutlak şampiyonluk olacaktı tabii ki. Beşiktaş da kadroyu koruyarak ufak takviyelerle ünvanını korumaya çalışacaktı. Herkesin yolu farklıdır tabii ki. Galatasaray öncelikle kulübeye yaptı transferi. Dünyanın sayılı teknik direktörlerinden birini alıp yanına da dünyanın sayılı yardımcı antrenörlerinden birini koydu. Sistemini belirledi, geleceğini çizdi. Bu seneyi biraz da gözden çıkardı. Takımın en eksik gözüken mevkileri Sağ açık, Orta sahanın ortası, sağ bek, stoper, kaleci mevkilerinden sağ bek hariç hepsine transfer yaptı. Bu transferlerde mümkün olduğunca sözleşmesi bitmil futbolculara öncelik verdi. Ama kaliteyi de gözden çıkarmadı ve Elano ve Keita gibi 2 flaş ismi getirdi Türkiye'ye.
Fenerbahçe ise yola başka bir şekilde çıktı. Her Aziz Yıldırım başarısızlığından sonra olan istifa ediyorum tiyatrosunu bekliyorduk belki de, ama bizim de başarısız olmamız bunu engelledi. Bunun yerine sığ adam Ali Koçla birlikte planlar yapılmaya başlandı. Taktik kaliteli türk futbolcuları alarak hem piyasayı yükseltmek, hem de 8 brezilyalının yanına kaliteli yabancı Türk futbolcuları koymaktı. Bu amaçla 50 milyon verseler o formayı giymem diyen Mehmet Topuza forma giydirildi, Özer müthiş paralara alındı. Pilot takım Sivasspordan Bilica alındı defansa. Antepten Bekir sözleşmesi bitmiş iyi bir transfer olarak dikkat çekti. Kulübeye de Türkiye liginin kimyasını iyi bilen Daum getirildi. Bu aslında saha dışında yapılan çabalarla örtüşen bir çabaydı. Hatırlayalım ne demişti Aziz Yıldırım, 3 sene üst üste şampiyon olacağız. Bunu demekle kalmadı, Mehmet Topuz transferi ve her medya karşısına çıkışta görüldüğü gibi obsesyon haline getirdi. Peki bu nasıl garanti altına alınacaktı? 20.45 sampiyonlugunda olanları hepimiz biliyoruz, o sene dönen oyunlar da açıkça ortadaydı. Bu sefer işini daha garantiye alma çabasında gözüktü Fenerbahçe yönetimi. Basın da kontrol altına alınmalıydı. Zaten Fenerbahçe aleyhine tek tük ses çıkıyordu, o sesler de susturulmalıydı. 90 dk programına son "verdirildi". Medya patronlarının bazılarının fanatik Fenerbahçeli olması bu durumu kolaylaştırmaktaydı. Böylece önemli bir göz dağı verilmiş oldu medyaya..
Sonrasında birkaç ilginç olay olmaya başladı yavaş yavaş. Rüştü küfür ettiği gerekçesiyle 3 maç ceza aldı. Geçen seneki cezaları hatırlayınca bu ceza inanılmaz ağır gözükmekteydi. Beşiktaşlılar (ki en sevmediğim yönleridir) hemen Beşiktaşın önü kesilmeye çalışılıyor edebiyatına başladılar, arkadaki gizli planı görmeden. Fikstür açıklandığında bu plan biraz daha kendini belli etti belki de, geçen seneyle çelişircesine bir uygulamayla Galatasarayın maçı Ağustos ayının ortasında Gaziantepte saat 7 buçukta olurken Fenerbahçenin maçı 21.45teydi.
Buraya kadar yazdığımız kısım, top sahaya düşmeden önceki olayların bir özeti. Top sahaya indiğinde de çok farklı bir şey olmadığını görebiliyoruz ilk haftaya baktığımızda. Galatasaray maçında Bünyamin Gezerin yarattığı sarı kart sonrası bugün medyadaki haberleri görmüşsünüzdür Ardaya 1 maç ceza şeklinde. Arda ne yapmış, sahaya girmiş kendisini rakip futbolcusu gibi iteleyerek sahanın kenarından çıkarmaya çalışan hakem bozuntusundan. Sahaya girdiği için ceza gelecekmiş. Öte yandan Keitayı neredeyse öldüren kasaba sarı kart bile gösterilmediği gibi, G.Antep tribünleri ayağa kalktığında yuhalamış adamı. Denizliye döndüğümüzde ise elektrik kesintisi sebebiyle 40 dk maç durmuş. Niye ertelenmiyor maç? Çünkü Milli maç varmış hafta içi. Peki bu hakemin düşünmesi gereken bir şey mi? Hayır hakem o anki koşullarda sadece stattaki durumu göz önünde bulundurmalı. Ama bu kararı veren kişi hakem değil ne yazık ki. Federasyon diyeceğim ama bana oradaki o d harfi yanlış gözüküyor...
Not: Bu yazı için çok erken olabilir ama, erken davranmak çok geç olmasından iyidir. Fenerbahçeli arkadaşlar alınmasınlar, Fenerbahçeliliğe ya da Fenerbahçeye bir düşmanlığım yok; sadece şu anki Fenerbahçe yönetimine ve kapalı kapılar ardında dönen ya da dönüyormuş gibi gözüken oyunlara dikkat çekmek istedim.
7 Ağustos 2009 Cuma
Kisa Kisa

Paristen internet kafeye girdim, sizin icin aksamin bu saatinde post atiyorum :) Ben yokken olan olaylara kisa kisa deginmek istiyorum:
-Linderoth benim gordugum en sanssiz futbolcudur abi. Bir insan nasil milyon tur sakatlik gecirebilir ki 3 senede ya?
-Besiktas maci 1-1 bitmis. Bana gore yazin bu ayi icin olabilecek en iyi statlardan birinde oynadilar, galibiyet beklerdim. Bakalim biz ne yapacagiz antepte?
-Kuralara baktim, gayet iyi bir kura cekmisiz bana gore. Fb nin kurasi da iyi, zaten seribasi olan bu iki takim icin zor kura diye bir sey yoktu :) Trabzon ve Sivas ise bayagi zor kuralar cekmisler, ama yine de 2 takimin da sansi var. Umarim 4 takimla devam ederiz Avrupa Ligine.
-Kirmizi taraftar formasinin dizaynlari ortaya cikmis. Sade, cok hos bir forma. Ben bu seneki forma tercihimi mordan yana kullanacagim ama, takim bizi costurur 2. formayi aldirirsa tercihim kirmizi olur :)
-Bir not da kisisel, fransizca konusmayi becerememekteyim nedensiz bir sekilde. Konusurken aklima gelmeyen kelimeler sonrafan geliyor. Nese gene de adamin biri aferin iyisin dedi de moralim yerine geldi, ciddi ciddi ingilizceye donmeyi dusunuyodm yoksa^^
5 Ağustos 2009 Çarşamba
Fb 2-0 Bjk- Süper Kupa Finali İzlenimler

Bu maçı yazıp yazmama konusunda baya tereddütlüydüm aslında. 1.si Galatasarayı direkt olarak ilgilendirmiyor, ama bloga başlarken Türk ve Avrupa futbolunu objektif bir şekilde inceleyeceğim demiştim. 2. sebep lig şampiyonu da kupa şampiyonu da Bjk iken böyle bir organizasyonu gereksiz buluyorum. 3. sü ise, daha 2 takım da tam hazır olmadığından maçın çok da hazırlık maçı havasından çıkamaması. Ama ne olursa olsun Türkiyenin 3 büyük takımından 2si derbi niteliğinde bir maç oynadılar, dolayısıyla kısa da olsa bir izlenim yazısı yazmaya karar verdim.
Maça bana göre iyi başlayan takım Beşiktaştı. Beşiktaş'ın futbolunu beğeniyorum ben, sürekli dinamik bir futbol oynuyorlar ve gerçekten iyi top çeviriyorlar. Yıldız oyuncuları yok, generallerden çok askerlerle kazanıyorlar maçları. Bu maçta da solda Bobo sağda Yusufla etkili olma şansı yakaladılar başlarda hatta bir top da direkten döndü. Bu dönemlerde Fener 2 topu zor yapar bi havadaydı, Alex top bile alamıyordu. Sol kanatta Andre Santos-Wederson uyumsuzdu. Sağda ise Kazımın etkisizliği Gökhanı da kısıtlıyordu. Defansın göbeğinde Bilica bazı pozisyonlarda yavaş kalmasına rağmen kritik müdahaleler yaptı bana göre bu anlarda. Beşiktaşta ise Tello ve İsmail benim gözüme çarpan isimler oldu, İsmaile 19 yaşında o para verilmez görüşünde olsam da Beşiktaşlıları Deli İbodan kurtaracak sonuçta ve gelecek vaadediyor :)
Yusuf kanada yakın oynadı dedik, bu aslında biraz hatalı bir tercihti bana göre. Hem yaratıcılığı kısıtlandı, hem de oyundan çabuk düştü. 2. yarı oyundan o oyundan çıkıp Nihat girince Beşiktaş oyundan düştü. Nihat transferini sırf taraftarı tatmin etmek için yapılmış çok yanlış bir transfer olarak görüyordum ben, bu görüşüm bu maçta daha da güçlendi. Nihat eğer egolarını frenlemezse Beşiktaşın yıldızsız futboluna çok zarar verir. Ben daha bitmedim, Avrupanın üst düzey kulüplerinden birinden geldim havasında, kaleyi her gördüğü yerden yokladı ve atakların olgunlaşmasını engelledi. Bir de ben Nihatın Mustafa Denizlinin taktiğine çok uygun olduğunu düşünmüyorum. Adam yıllar boyu Avrupada pivot santrforun yanındaki 2. santrfor olarak düzgün gol vuruşlarıyla ön plana çıktı, Mustafa Denizlinin 4-3-3 benzeri sisteminde ne kanat forvet ne de uç forvet görevini tam olarak yerine getirebilir.
Ama yine de oyunda Fenerbahçenin bir üstünlüğü olduğu söylenemezdi, sadece oyun dengelenmişti. İşte o anda Sivokun yaptığı amatörce bir hata (ki o ana kadar pek de bir hatası yoktu) Fenerbahçeye bir anda üstünlüğü getirdi. Orda bir şeye dikkat ettim. Geçen sene Beşiktaş 2-0 geriye düştüğü maçları bile 2-3 kazanarak mağlup durumlarda direnç gösterebiliyordu. Ama bu maçta hiç bir etkinlik gösteremediler desek yeridir. Atak çabaları oldu ama biraz cılız kaldı bu çabalar. Ve dk 90da, defansın anlık bir konsantrasyon kaybı ve Güizanın mükemmel ortasıyla Alex golü attı ve 2-0 bitti.
Sonuçta maçın belki de en etkisiz ismi Alex 2 golle maçı aldı. Zaten Alex'i Türkiye'de büyük futbolcu yapan bu özelliği. Ve Avrupa'da sıradan bir isim yapan da yine bu özelliği. Son bir not olarak, ben hakemlerin yeni formasını pek beğenmedim. Fazla kırmızı gözüktüler gözüme, resmen parlıyorlar, rahatsız edici :) Bir diğer detay da, Beşiktaş forma arkasına reklam almamasına rağmen oyuncu isimlerini numaranın altına yazmış, bir garip gözüktü gözüme. Sanırım yakın zamanda bir reklam anlaşmasına varacaklar ondan böyle bir uygulama oldu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
