Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2009 Pazar

Galatasaray 2-0 Sivasspor



Ahım şahım futbol oynamadan kazandığımız bir maç oldu bugün. Futbolda böyle kazanmak da var hem de önemli, ancak çok kritiği yapılacak bir maç olduğunu düşünmüyorum. Galatasarayın bu maçı kazanmaya ihtiyacı vardı ve eksiklere rağmen kazandı, tebrik etmek gerekir.
Barışın futboluna dikkat çekmek istiyorum. Topla etkili olamadığı ve oyun zekasından yoksun olduğu için eleştirdiğimiz bir futbolcu Barış, yapmak istedikleri kapasitesini aştığı için en az kaptığı kadar kaptırıyor diyoruz. Ama bu adamın off the ball yeteneğinin de farkına varmak gerekir. Sahada hiçbir zaman pasif durmayan ve doğru koşular yapan bir oyuncu, bir de üst düzey teknik kapasitesi olsa Galatasarayda tutamayız zaten onu. Bugün güzel bir asist yaptı ve özellikle ilk yarıda orta saha mücadelesini kazanmamızda büyük pay sahibiydi, tebrik ediyorum kendisini.
Mustafa Sarp da özel övgüyü hak ediyor, çok verimli elinden geldiğince dikine top oynamaya çalıştı. Mehmet Topalın Dmc kaldığı sistemde Mc olarak verimli olamamıştı ama Barışla birlikte olunca hem pres yükü azaldı hem de 2. bir opsiyon doğdu. Ardayı ortada kullanmayı bu yüzden doğru bulmuyorum çünkü Arda şu anda ortaya koyduğunuzda Mc değil Amc gibi oynuyor ve takımda defans-hücum arası köprü kurulamıyor. Elano bu konuda daha iyi ama onu hala tam hazırlayıp monte edemedik takıma, artık Barosun sakatlığıyla birlikte Elanonun takıma monte olması çok önemli hale geldi.
Kewellın attığı gole şapka çıkarıyorum, o topu tavana asmak her yiğidin harcı değil tebrikler Oz büyücüsü. Tebrik ve övgülerden yola çıktık bir övgü de Muhsin Ertuğral a gelsin maç sonu açıklamalarındaki olgunluk ve ileri görüşlülükten dolayı. Türkiye şartlarında alışık olmadığımız bir açıklama, umarım Muhsin hoca kalıcı olur Sivasta ve Sivas antipatik görüntüsünden kurtulup modern bir kulüp haline gelir.
Övgülerden sonra eleştiri gelir genelde. Ama ben eleştiri yapmayacağım, hakaret edeceğim. Öncelikle Ercan Saatçi denen densizi spor haberinin başına getiren Ertuğrul Özköke, sonra Hürriyet Gazetesine, Metin Özülkü denen şerefsize ve en son da o... çocuğu Ercan Saatçiye. Küfüre karşıyız ama bugün Ercan Saatçiye edilen bütün küfürleri canı gönülden destekledim. Fener medyası gerçeği bugünkü provokatif Elano haberinde de göstermişti kendini Hürriyet Gazetesinde, bundan sonra da devamı gelecektir. Galatasaraylılar olarak bilinçli olup gaza gelmememiz gerekiyor. O gazeteyi de bundan sonra okumayı düşünmüyorum nokta. Bu da benden size gelsin..

28 Ekim 2009 Çarşamba

Elano ve Bucaspor Maçı


Maçın son 20 dk sını izledim sadece, gerçekten çok hastayım (hatta domuz gribi olabileceğimi düşünmeye başladım). Elanonun kırmızı kart gördüğünü öğrenince çok moralim bozuldu açıkçası. Elano transferi olduğunda Elanonun sistemde çok önemli bir oyuncu olacağını düşünüyordum ve izlediğimiz hazır olmadığı ilk maçlarında bile klasıyla gol-asist yapıyordu. Ama şu son maçtaki penaltı nasıl bir mental düşüşte olduğunu gösteriyor. Fizik olarak hazır şu anda, ancak gergin ve istediklerini yapamıyor; daha dorusu ne istediğini bilmiyor belki de. Hem daha önceki örnekleri hem de bu örnek üzerinden düşünürsek Elanoyu neden kaybetmememiz gerektiğini daha iyi anlayabiliriz. Hem sportif hem maddi olarak böyle bir kayıp çok kötü olur bizim için. Bu yüzden artık kazanmalıyız Elanoyu. Sene ortası oldu hala takıma adaptasyonunu sağlayamadık. Hem yönetimin hem de teknik heyetin devreye girip futbolcularla da konuşup bu kaynaşmayı sağlaması lazım..
Bir de Devler Ligini izliyordum, eğlenceli bir şov programı olduğunu düşünüyorum. Ardanın gelip de o maçı izlemesi şaşırttı beni. Yapacak daha iyi hiç mi bir şeyin yok, extra antrenman yapmayacaksan bile en azından adam gibi eğlen yani.. Kaptan belki de gerçekten çok genç henüz, bilemiyorum..

26 Ekim 2009 Pazartesi

Derbi

galatasaray maçı neden kaybetti sorusuna verilecek cevap çok fazla aslında. barosun sakatlığı takımı aşırı etkiledi, rakipte kazımın yaptığı hücum presini nonda yapamadı/yapamaz. kewell girsin demiştim içimden, belki erken ama keita-kewell-arda-elano dönmeli şekilde oynarlar diye umut ederek. olmadı belki bir fanteziydi benimkisi sadece.. ayhanın özellikle 2. yarı berbat futbolu. ama ayhanı suçlayamayız burda, 33 yaşındaki adamı orta sahada en fazla rotasyon elemanı olarak değerlendirebilirsin 90 dk performans beklemek kötü. defansın ağır olması ve kazımla bile boğuşamaması. leonun kötü gününde olması. ardanın ve keitanın beklenen performansın altında kalması. v.b v.b
ama bişeyi gözden kaçıramayız. kadıköyde feneri yenmenin yolu, o maçı gerçekten diğer 33 maçtan farksız görmekten geçiyor. daha maç başlamadan provoke olursak, biz kendi futbolumuzu empoze edemez onlara teslim olursak yenemeyiz.
daumu türkiye şartlarında tebrik ediyorum. nabza göre şerbet. anti futbolu yıllarca bu kadar desteklerseniz bu derbileri bu ortama getirirsiniz. bu ortamda da kazanana ödül veriyorlar sonuçta, tebrik etmek lazım fenerbahçeyi.
barosun sakatlığı çok kötü oldu, bu maçtan bağımsız ama yani en alternatifsiz adamımızdı..

Maçtan sonra pcliona yazdığım ama son anda yayınlamayıp kendi bloguma koyarım dediğim yorumum bu. Hızlı yazmışım ve imlaya dikkat etmemişim, özür dilerim öncelikle. Dokunmak istemedim çünkü kendimi iyi ifade ettiğim bir yazı olmuştu. Kısa, ama önemli. Kaybettiğimiz sadece bir 3 puan sonuçta, Rijkaardın basın toplantısından sonra dediği gibi eninde sonunda yeneceğiz Kadıköyde, zamanında 14 sene şampiyon olamadık nasıl birşey değişmediyse birşey değişmeyecek yine. Önemli olan ders almak..

Okul zamanı blogla daha çok ilgilenirim diye düşünmüştüm ama olmuyor işte, insan zaman bulamıyor ayıracak. Diğer blogları okuyacak vakti ancak buluyorum; kendi yazımı yazmak genelde zor. Biraz daha düzenli girmeye çalışacağım bloga, en azından resim+2 cümle şeklinde özet postlarla.

4 Ekim 2009 Pazar

Ankaragücü-Galatasaray

Bu yazının nasıl duygularla yazıldığını bu maçı izlemiş olan her Galatasaray taraftarı anlayacaktır. Elim hala kanıyor, nabzım 150 civarı ve klavyenin tuşlarına öldürmek istercesine basıyorum. Maçın yorumu nedir biliyor musunuz, disiplinden taktikten kopmaktır. Bencilliktir. Girdiğin pozisyonda içerde müsait olan arkadaşını tavsiye etmeyip şut çekiyorsan, defans oyuncun ilerde çalıma giriyorsa, buna rağmen buldugun fırsatları değerlendiremiyorsan laubaliliktir bu. Arda dedik kaptanımız dedik, örnek olması gerekiyor bu oyunculara; en başta o yapıyor bu dediklerimi. Bize burda sinirden ölmek düşüyor. Hayır bu maçın sağlıklı bir değerlendirmesi olmaz çünkü sağlıklı bir futbol yok ortada. Sakinleşme şansım da yok nasıl sakinleşirim ki ben ya 3-0 3-0 boru değil. Ceyhunu messi yapan defans oyuncularının arasında belki de en iyi görevini yapan Uğurumun yediği bacak arası ön plana çıkarılcak belki de. Zamanında sol açık oynamış Hakan Baltanın tek pası yerini bulmuyor, Türkiyenin en iyi sol ayaklarından birine sahip dediğimiz Canerin isabetli pası yok çizgide. Harry Cool desen ayrı alem. Baros ileride çıldırıyor pas pas diyor takımdan sikleyen yok. Mustafa Sarp çabalıyor ama sınırlı yeteneği. Ayhan deseniz 30 yaşında adam ve sakatlıktan yeni çıkmış, daha ilk yarıda oyundan düşmeye başlıyor ve Rijkaard adamı oyunda tutuyor (tamam zorunlu değişiklik de oldu ama ilk çıkacak adamdı belki de). Baros-Nonda değişikliği bu maçta ne verir ki, karşıda Ediz gibi bir stoper var.. Aydın bu şartlar altında takımın belki de en etkili, en dikine oynayan oyuncusu; o da son toplarda tekniğini konuşturamıyor. Elano Blumer takıma geleli kaç hafta oldu ve hala tam performansına ulaşmış değil, daha kötüsü Elanoya takımda mevki bulunabilmiş değil. Hayır kaç maçtır yazdıklarımı tekrar etmekten ben bıktım. Sorunlar belli çözmek bu kadar mı zor? Tamam Barcelona kadrosu değil bu derinliği sınırlı ama şu bahsettiğimiz problem oyuncularla alakalı değil, sistemle alakalı. Defans ve Forvet hatları çok kopuk, ilk 30 dk Ayhan dışında arada köprüyü kuracak oyuncu yok. Sırf bu yüzden Arda Turan ortada tercih edilmek zorunda çünkü en azından sorumluluk alıyor. Sırf bu yüzden Elano deplasmanlarda sol açık oynamalı, iç saha maçlarında ise tek önliberonun önünde Ardayla oynamalılar. Ama onu bunu geçtim; maçın detaylı analizini benden daha iyi yapacak birçok kişi var şu sorunun cevabını verebilir mi bana birisi:
Dünyanın neresinde şampiyonluğa oynayan bir takım yediği ilk golün etkisiyle 3 dk içinde 2 gol daha yer?

3 Ekim 2009 Cumartesi

Ankaragücü Maçı Kadrosu ve Yorum

Galatasaray'ın, Turkcell Süper Lig'in 8. haftasında deplasmanda yapacağı Ankaragücü maçı için Ankara'ya giden kafilesinde şu oyuncular bulunuyor:

Leo Franco
Aykut Erçetin
Uğur Uçar
Aydın Yılmaz
Barış Özbek
Elano Blumer
Arda Turan
Mehmet Topal
Milan Baros
Mustafa Sarp
Ayhan Akman
Harry Kewell
Shabani Nonda
Hakan Balta
Serkan Kurtuluş
Alparslan Erdem
Servet Çetin
Caner Erkin

Şaşırtıcı. Sağ kanadın deli çocuklarından bizden olan Sabriyle sonradan bulduğumuz Keita da yok. Emre Aşık yok. İyileşti diyorlardı Linderoth da yok. Tahminen Franco/Uğur-Servet-Balta-Caner/M.Topal-Ayhan/Aydın-Elano-Arda/Baros başlarız diyorum. Kewellı bu maçta kenardan değerlendirmeye çalışacaktır Rijkaard (daha doğrusu ben olsam öyle yapardım). Aydın Keitanın görevini alır ve aynı sistem devam eder. Her zamankinden daha ağır gözüken Baltayı da stopere koyup soldan Caner sağdan Uğurla kanatları destekleme planı yapacak gibi gözüküyor hocamız. Eğer Kewella başlarsak Elanoyu sağ çizgiye atıp Ardayı sene başındaki 10 numara mevkine geri çekebiliriz ama bu maçta bunu beklemiyorum açıkçası çok önermiş olmama rağmen çünkü Kewell formsuz ve yorgun ilk 11 başlayacağını sanmıyorum. Bu maçta tökezleyeceğimizi sanmıyorum çünkü her ne kadar son maçlarda takımın ayakta kalan en önemli ismi gibi gözüken Keita oynamayacak da olsa takım oyununu ortaya koyabileceğimize inanıyorum. Sağ kanatta Uğurun performansı kritik olabilir. M.Topalın ve Ardanın toparlanması lazım, Ardanın bu maçla eski performansına döneceğini umuyorum.. Maç öncesi skor tahmini yapmayacağım; rahat bir maçta az farklı bir galibiyet bekliyorum..

2 Ekim 2009 Cuma

Kazanmak..


Dün geceki maçlar bize futbolla ilgili bir ders verdi. Daha doğrusu bir düşünceye itti bizi. Maç nasıl kazanılır futbolda? Bu soruyu soracağınız en boş adam bile size gol atarak diyecektir. Ama bakıyoruz işte, futbol oynamayı gol atmayı arzulayan Galatasaray kazanamıyor; rakibi Sturm iyi kapanarak puanını alıyor. Maç boyu 2 pozisyonu olan Fenerbahçe maçı alıyor, en iyi tabirle sabırlı olarak nitelendirebileceğimiz bir şekilde. Bu da bizi ilk soruya verdiğimiz cevabı sorgulamaya itiyor. Günümüz futbolunda kazanmanın yolu golden geçmiyor mu yoksa?

Fenerbahçe maçının özetini izledim sadece, dolayısıyla yorumlarım Galatasaray maçı hakkında olacak. Demiştik ki son maç yazımızda Sturm maçında farklı bir Galatasaray izleyeceğimizden eminiz. Sahaya çıkan kadroda Galatasaray adına farklı olan şeyler vardı gerçekten de. Bir kere sene başında kafamızda kurduğumuz as kadroya en yakın oyuncular vardı sahada (Emre-Zan ve Ayhan-Linde saymazsak). Ve artık hep bahsettiğimiz sistemin oturmaya başladığını görmek istiyorduk. Modern futboldan örnekler görmek, ön alanda sürekli alan değiştiren oyuncularımızla Sturmun beynini döndürmek, geride hızlı paslarla oyunu çabuk açmak ve ayağa oynamaktı bizim takımdan beklentimiz. Takım da Eskişehir maçının rezalet son 15 dk sından sonra sisteme ihanet etmemeyi öğrenmeliydi. Bu şartlar altında Galatasaray üstünlüğüyle başladı maç. Ama gol olmadı. Sene başında yanımızda denilen şans terk etmiş gibi gözüküyordu bizi. Derken dk.45te uğursuz spiker hadi gol mü geliyor dedi ve 1 dk sonra kontrataktan golü yedik.. İşin şakası bir yana, yenilen gol sene başında şikayet edilen bir probleme işaret ediyordu mesela, ağır stoperler. Servetin nasıl yavaş kaldığını gördük bu maçta. Yanında da 35lik Emre Aşık olunca çok kapalı bir savunma oynamadığımız sürece pozisyon vermemiz kaçınılmaz. Eğer savunmayı geride kurarsak da oyunu çok geniş alanda oynadığımızdan doldur boşalta mahkum kalıyoruz. Ama gole rağmen ilk yarı Galatasaray futboluna kötü denilmezdi bence. Belki beklediklerimiz yoktu ama iyi şeyler vardı.
2. yarı goller lazımdı. Dolayısıyla takımın dizilişine ve oynayışına hücuma yönelik hamlelerde bulundu Frank Rijkaard. Kewell-Ayhan değişikliği bu yönde atılan ilk adımdı ve Elanonun ortaya geçmesi pozisyon zenginliği kazandırdı takıma. Bugünkü performansı Elanonun şu ana kadar ortaya koyduklarının en iyisiydi, fizik olarak ayakta kalabildiği tek maçtır bu sezon başından beri. Biraz daha güçlenirse çok faydalı olacağını gösterdi bize. Neyse maça dönersek Barosun kaçması fiziken imkansız bir golü kaçırdığı ve sonrasında da golü attığı dakikalar ve 2. gol için ataklarımız.. Doldur boşalt yapıldı mı, hayır. Takım organize bir şekilde gol aradı ve pozisyonları da buldu. Ama bazen olmaz, bugün de onlardan biriydi. Maçın objektif değerlendirmesini yapıp da Galatasaraya kötü diyebilecek kimseyi tanımıyorum ben. Beklentilerin altında denilebilir, beceriksiz denilebilir ama kötü değil kesinlikle. Bir planı ve bir amacı olduğunu hatırladığı maç oldu bu Galatasarayın. Demiştik ki Eskişehir maçında bu puan kaybı belki de iyi oldu. Evet iyi olmuş, takımımızı çok daha "doğru" oynarken gördük bugün. Ama gelemeyen gol bugün de skor yazarlarımızın iştahını kabartmış, gördük. Ben Galatasarayın çözülmesi gereken küçük sorunlar dışı çok doğru bir yapılanma içinde olduğunu görüyorum. Bu sene değildi hedefimiz bunu unutmayalım.

Şimdi iyileri saydıktan sonra maçta gözümüze çarpan problemleri sayalım kısaca, aklımızda en kalanlarından:
- Arda Turanın form düşüklüğü ve Hasan Şaşlaşma çabaları
- Mehmet Topalın sakatlık sonrası sendromu
- Hakan Baltadaki form ve fizik düşüklüğü
- Elanonun hala tam olarak fizik hazır olmaması (golün asistini yaparken yediği şarjla 15 metre uçması mesela)
- Takımda Elano-Arda ikilisinin mevki ve görevlerinin kesişmesi ve 2sini de baltalaması
- Kewellın mental olarak hazır olmaması
- Sabrinin mental olarak hazır olmaması ve olamayacak olması (direkten dönen pozisyonda Keitanın önüne atlayıp ayağı kayarak vurması ve içeride bomboş duran Barosu çıldırtmasını spesifik bir örnek olarak verebiliriz)
- Stoperlerimizi düşük top tekniği ve yavaşlığı
- Statik oynamamız (topu alan oyuncuya yardıma gelen ve boşalan alanlara kaçan oyuncular olmaması takımı yan pasa itiyor)
Teknik kadro olarak da futbolcu kadrosu olarak da bu sorunları çözebiliriz aslında. Bundan dolayı bağırmıyoruz, üzülmüyoruz. Bundan dolayı geçtiğimiz senelere göre daha tahammüllüyüz. İlk paragrafa bağlayalım. Bir futbol sevdalısı olarak benim futbol denilince akla ilk gelen şey olan golden vazgeçmem mümkün değil. Oynamadan kazanmak, yarım sıfır olsun bizim olsun mentalitesi benim kafa yapıma ters. Eğer futbol oynanıyorsa bu hem zevk almak hem zevk vermek içindir. Erman Toroğlu şişme kadın-yapay saha benzetmesinden yola çıkarak oynamadan kazanmak-şişme kadın diyebiliriz biz de (seviyeyi düşürmemek amacıyla bu geyiği fazla uzatmıyoruz). Yani baştaki soruya vereceğimiz cevap, kazanmak sözcüğünden ne anladığımıza bağlı. Günü kazanmayı mı istiyoruz, yoksa geleceği mi? Kazanılan ya da kaybedilen bir çatışmayla savaşı kazandık ya da kaybettik diyemezsiniz. Dolayısıyla bu maçlar üzerinden de kazanmak ve kaybetmek yorumlarına ulaşamayız. Sadece bazı gerçekler var ortada ve bunlar üstünden yorum yapabiliriz, fazlası için erken..

30 Eylül 2009 Çarşamba

Happy Birthday to you



İyi ki varsın :d

28 Eylül 2009 Pazartesi

Galatasaray 1-1 Eskişehirspor



Sami Yen sezonunu açtığım ilk maçta ilk puan kaybını yaşadık.. Maç öncesi zaten başımıza birçok şey geldi, yarın öğleden sonra detaylı yazı yazarım. Ama şunu belirtmeliyim ki bu puan kaybı bir bakıma olumlu oldu ve rehaveti aldı deyip bugüne ertelemiştik yazıyı. Öncelikle maç öncesi hikayesinden başlayalım. Arkadaşla birlikte bir başka arkadaştan bilet alacağız diye gittiğimiz maçta adamın bize biletleri sattım demesiyle mal gibi ortada kalıp karaborsa alemine akmak zorunda kaldık. 2 saatlik arama boyunca öğrenci bütçesine uygun fiyattan bilet bulamadık, en sonunda 60 liradan eski açık alacaktık. Derken bir başka adamla anlaştık ve bilet almak için arkadaşla gittiler. 5 dk sonra tel adam bıçak gösterdi parayı aldı diye.. Şans eseri liseden arkadaşlarla karşılaştım da hem ben girdim hem de şoktaki arkı soktuk içeri. Zaten 138 devresinden bir abinin ölüm haberiyle üzücü açtığımız günde kötü bir iz oldu bu.

Maçı yeni açık alttan izlemem dolayısıyla maçtan pek de birşey anlamadım açıkçası. Ancak sonuçta bu ligi takip eden herkes gibi hem Galatasaray hem de Eskişehir kadrolarını biliyoruz. Eskişehirin sağlam ağır çakılı defans oyuncuları ve ileride kaliteli golcüleri var, genelde de doldur boşalt temelinde bir futbol oynuyorlar. He, bu taktik hala Türkiye liglerinde başarılı oluyor mu oluyor, o ayrı. Galatasaray kadrosunda Nonda tercihi ve Uğurun solda başlaması şaşırttı beni. Ayrıca kazandığımız maçlarda da hep söylediğimiz Sarp-Topalın aynı işi yapması ve birbirlerini olduklarından da kötü göstermesi durumu yine göze çarptı. 2 ön liberonuz da stoperin arasına giriyorsa hücumda 1 buçuk kişi eksiksiniz ve reboundlarda da topun rakipte kalmasını göze alıyorsunuz. Nonda-Baros tercihinde ben her ne kadar Nondanın Barostan daha büyük golcü oldugunu düşünsem de yaş, sakatlık, kondisyon gibi etkenler Barosu ön plana çıkarıyor. Tamam Nonda formdaydı ama yine de extensorun yazısında söylediği gibi özellikle bu maç özelinde çok yanlış bir tercihti bu. Bir de Uğurun sol bek oynatılması var. Canerin oynamama sebebini Kasımpaşa maçında 2 attacker bekin arkada bıraktığı boşluklar olarak görüyorum ama, o zaman Sabri kesilse ya da Hakan solda kalsa olmaz mıydı? Tabii ki varsayım bunlar, sonuçta Rijkaardın 10da 1i kadar bile futboldan anladığımı iddia etmiyorum..

Yine de rakip takımın orta sahasız oyunu sonucu çok üstün bir ilk yarı geçirdik. Pozisyon vermedik ve Keitanın müthiş hareketi ve Vuckonun o hareketin etkisiyle topu saygıdan bırakması sonucu Nondayla golü de bulduk. Eskişehirin pozisyonu da yoktu aslında. Ama takımda bir sorun olduğu belliydi. Aslında bir değil birkaç sorun vardı. Kewellin etkisiz oyunu: hem kanat ataklarında hem de ortadan destek konusunda etkisizdi. Sabrinin eski günlerini andırması: ortaları da pasları da felaketti. Mehmet Topalın Ayhan olamaması: top tekniği yok abi adamda zorlamayalım olmayacak. Uğurun sol ayağını kullanamaması: sağ kanattan yaptığı işleri yapıp son topu çıkaramaması sinir bozuyordu. Takımın Barcelonadan çok gününde olmayan bir Arsenali andırması: geride pas pas pas, ancak pozisyon bulamıyoruz. Ardanın gereksiz çalımlara girmesi, Nondanın defans arasında kaybolması.. Belki de kazansak söylemeyeceğimiz birçok küçük detay şu anda bile aklımda berbat açıma rağmen.

2. yarı yediğimiz saçma sapan golden sonraki futbol ve kenar müdahaleleri değinmek istemediğim noktalar aslında, ama maç eleştirisinin de temelini oluşturacak kritik noktalar var aslında. 1.si doldur boşaltlar. Takımın 190lık defansa ve 205lik kaleciye doldur boşalt yapmasının altındaki ironiyi bırak, kurtulmaya başladığımızı sandığımız bu alışkanlığın başımız sıkışınca hemen hortlaması üzücüydü. 2. nokta da Rijkaard-Neeskens ikilisinin yaptığı ve yapmadığı müdahaleler. Çok eleştirdik Elanoyu bu blogda, gol attığında bile hazır değil dedim hep. Ama 60. dakikadan sonra her an bekledim Elanoyu. Arda bu kadar kötü oynarken bile tercih edilmemesi şaşırtıcı. Barosun da Nondanın yerine girmesi saçma. Tamam bir sistem var onu oturtmaya çalışıyoruz ama Barostan Nondanın yaptığını yapmasını beklemek saçmalık çünkü benzer tip oyuncular değiller. Baros defansı yıpratır, tekniği düşüktür, attığı kadar da kaçırır. Nonda defansın boşlugunu değerlendirir, dolayısıyla yorulmuş defansa karşı aklıyla ve golü koklayışıyla iş yapar. Yani maçı kazanmak amacı göz önünde bulundurulup 2si birden oyunda tutulabilirdi ama sistemi daha önemli buldu Rijkaard ( bu bir eleştiri değil). Kewell'ı Skibbe döneminde 60-70 dk üzeri kullanmazken şimdi rotasyona dahil etmeyip 90 dk oynatıp adamı bu kadar vasat hale düşürdükten sonra Aydını almak da yanlış oyuna. Çünkü Aydın da Baros da açık alan adamı. Son dakikada kapanan takıma karşı ne yapabilirler ki..



Sonuçta psikolojik avantajı rakibimize verirken bir yandan da her haftaki 7de 7 8de 8 stresinden kurtulduk. 10. haftaya 9da 9 girilse Galatasarayın yenileceğini düşünüyordum ben, o maç açısından bu maç hayırlı oldu. Bir de sistemin öneminin kavranması açısından futbolculara izlettirilecek ders niteliğinde maç oldu Rijkaard adına. Doğru kazanımlarla mağlubiyeti galibiyete dönüştürecek formülleri gösterebilmektir liderlik. Bizim teknik ekibimizin önümüzdeki 3 günde oyuncuları Sturm maçına gayet iyi hazırlayacaklarını ve o maçın bundan farklı olacağını düşünüyorum. Son bir yorum da eski açıkta maç öncesindeki koreografiye gelsin, biz bu işi biliyoruz arkadaş. Alpaslan abiye de selam olsun burdan..

(Yazı biraz gecikti geceye sarktı, dün biraz soğuk almışım yattım eve gelince okuldan özür dilerim takipçilerden :)

22 Eylül 2009 Salı

Kasımpaşa 1-3 Galatasaray: 8de değil 88de



İlginç, konuşmaya pek de değmeyecek bir maç oldu benim gözümde. Çok erken koparıp şov ve fark olabilecek maç gerçekten şok edici bir kararla 80 dk uzatıldı. O pozisyonda el olduğunu görmesen bile topun adamı geçtikten sonra geri dönmesi için el dışı bir ihtimal olduğunu anlayıp yorumlayabilmen gerekir. Ama maçın tombul hakemi İlker Meral bu pozisyonu bile göremedi. O kararın takım üzerinde yaptığı olumsuz bir etki oldu sonrasında, hadi hemen golü bulalım havasında çok da ciddiye almamaya başladı oyuncular savunma görevlerini. Kasımpaşa her ne kadar 0 puanla ligin dibine demir atmış bir takım olsa da oyuncu kalitesi olarak çok da kötü bir takım olduğunu iddia edemeyiz. Özellikle Dc/Fc Azar ve Delgadonun anne bir baba ayrı kardeşi Moritz (sakin olun salladım sadece :) hücum hattında oyuncularımızı zorlayacak yeteneğe sahip oyuncular. Ve işte dakika 26da Sabrinin ilerde kaldığı pozisyonda Kewellin ve Canerin gerekli desteği de verememesi çok kolay bir gol yememize sebep oldu. Rijkaardın bugüne kadar uygulamaya çalıştığı sistem adına şaşırtıcı olan şey bir ofansif bir defansif bek anlayışından vazgeçip 2 ofansif bekle çıkarmış olmasıydı takımı. Eğer Hakan dinlendirilmek isteniyorsa Sabri de dinlendirilip Uğurla başlanabilirdi belki, neyse sağlık olsun. İlk yarı boyunca Kasımpaşa resmen bizimle başabaş mücadele etti ve açıkçası tehlikeli 1-2 pozisyon daha buldular. Bizdeyse Arda inanılmaz pozisyonları harcadı :) Ardanın performansı Galatasaray açısından önemli ve Arda bu sistemin sol kanadında rahat değil, çünkü 4-4-2nin sol kanadı olarak oynamaya alışmış. Arda bu sistemde ortada rahat ediyor ve bu maç sahaya çıkan kadro özelinde Elano sağda Arda ortada Kewell solda olarak tercih yapılsa daha verimli bir hücum olabilirdi.



2. yarı değerlendirmesinden önce bilet fiyatları konusuna değinmek gerekiyor. Kombinesi 100 lira olan bir kulübün tek maç biletinin 120 lira olmasını açıklayacak en hafif tabir işgüzarlıktır. Adnan Polatın bu duruma tepkisini çok takdir ettim, taraftarla da sorun yaşamadan tam tersine gollerde kucaklaşarak güzel bir maç izledi sanırım kendisi. Aklıma gelen bir düşünce de Özhan Canaydın aynı hareketi yapsa o tribünde başına ne gelirdi acaba? Liseli olmadığı için her ne kadar bir grubun Adnan Polata tepkisi olsa da Galatasarayın çıkarları en önemlisi ve bunları koruyan bir başkana sahip olmak liseli bir başkana sahip olmaktan daha önemli bir nokta olarak ön plana çıkıyor.

Geçenlerde bir sitede yapılan ankete göre Galatasaray taraftarı olarak sezonun en büyük transferini Frank Rijkaard olarak nitelendirmiştik. Aslında sadece Rijkaard deyince ben Neeskens, Roca ve adını unuttuğum diğer insan başta olmak üzere bütün Floryadaki ekibe haksızlık yapmışız gibi hissediyorum. Keita ve Nonda 2si de Afrikalı ve Fenerbahçenin sevdiği türden oyuncular olmaları nedeniyle çok iyi arkadaşlar takımda. Ana dilin aynı olması da etkili tabii ki. Aslında bana göre çok da kötü oynamayan 2 oyuncunun, Baros ve Elanonun yerine girdiler 2. yarının başında. Oyuncular kötü oynamıyordu belki ama takıma heyecan gerekiyordu, hani diyor ya Zidane Every team needs the spark diye aynen öyle. Takıma o kıvılcımı verecek adam da Abdul Kader Keitaydı. Nitekim Ali Güneşin 2. kırmızıdan yeşil kart alıp saha kenarında tedavi gördüğü anlarda Keitanın Lincolne nazire yaparcasına attığı no-look pasla aradığımız golü bulduk. Bu dakikadan sonra seyyar TD Yılmaz Vural hocamızın taktikleri devreye girmeye başladı. Kenardan oyunculara zaman geçirmeleri yönünde işaretlerle yönetmeye başladı takımını. Kasımpaşa bu dakikada çok üst düzey bir negatif futbol oynadı. Maçın yine ilginç enstantanelerinden biri Keita-Sancak kapışmasıydı. Keitanın sezon başında Antep maçında yüreğimizi ağzımıza getiren dilinin boğazına kaçması olayını hatırlıyoruz, aynı bölgeye vurmaları gerçekten futbol ahlakına uymayan bir davranıştı. Keitanın da siniri bozuldu bu dakikalarda. Keita zaten kol-bacak uyumu pek gelişmemiş bir arkadaşımız, bu pozisyon sonrası yüzü gözü de oynamaya başladı ve sinirden kaskatı kesilmişti omzu sırtı.. Rijkaard o taç çizgisinde olan pozisyon sonrası Keitayla ufak bir konuşma yaptı ve onu rahatlatıp sol kenara attı. Bu dakikadan sonra ataklarımız yine başladı ama gol geciktikçe gecikti. Derken dakikalar 88i gösterirken Ardanın ortasında topun gideceği yeri çok iyi sezen Nonda koşusuyla golünü attı ve maçı aldı. Yine de bir burukluk vardı içimizde, gol ortalamamız düşüyor diye.. Nonda bu burukluğu da sezdi ve golden sonra moral motivasyon olarak dağılmış Kasımpaşaspor defansının hatası ve Keitanın ikramıyla hem hat-trickini tamamladı hem de gol ortalamasını korudu. Maçla ilgili sanırım son 2 haftada 25 kez söylediğim bir şey daha var, M.Topal ve M.Sarp birbirlerine benzer oyuncular olmaları nedeniyle birlikte verimli oynayamıyorlar ve Ayhan iyileştiyse kesinlikle formayı almalı (gelecek sezon da o mevkiye kaliteli bir yabancı alınabilir).

Şu anda ligde 6da 6 yapmış 2 takımız biliyorsunuz; Galatasaray ve Fenerbahçe. Sezon öncesi 2 takım her ne kadar şampiyonluğun en büyük favorileri olarak gösterilseler de bu kadarı beklenmiyordu sanırım. 2 takımın da kötü oynadığı maçlar oldu (özellikle Fenerbahçenin iyi oynadığı maç saymak zor) ancak kazanıyorlar. Bu gidişatın yarattığı heyecan ve çekişme bence yeterli, bu işin içine Federasyon, hakemler, medya falan girmeye çalışmasın. Ama biliniyor ki eğer bir şekilde destek olmazsa aslında diğer takımlardan çok üstün dediğimiz bu 2 takımın kendi içinde de bir takım diğerine göre çok üstün. 2 takımdan da 9da 9 görme ihtimali beni heyecanlandırıyor, bakalım göreceğiz..

18 Eylül 2009 Cuma

Pana 1-3 Galatasaray: Grup liderliği(?)


Bloga girme sorunundan bahsetmiştik bir önceki yazıda ve yardım istemiştik, Bülent Abi sağolsun blogunda yayınlamış bir şeyler ve yorumlarda yazılanlar da var yani şimdilik çözmüş gibiyim o sorunu. Yazamadığımız dönemde sezonun ilk iddaa kuponunu yaptım (merak edenler için Marsilya-Milan maçından yattı, ah Inzaghi ah!), forma ve atkı aldım (mor Keita, Metin Oktay), Ankaraspor küme düşürüldü, yapılan grip aşısı sonrasında Servetin grip olması gibi trajikomik bir durum yaşandı. Iddaa kuponundan ve dikkat çeken maçlardan ara ara bahsederiz zaten, Ankaraspor konusunda da süreç ve yaptırım tam olarak kesinleşince yazı yazacağız. Dolayısıyla kaçırdıklarımız arasında en güncel olan Galatasaray ve Fenerbahçe maçlarından geri dönüş yapalım zorunlu nedenlerle kesilmiş olan blogger kariyerimize.
Maçın Tnt de yayınlanacak olması beni sevindirmişti ancak Tntnin Digiturkte olmadıgını ögrenince yok artık D-smart dedim. Nasıl bir cinliktir bu arkadaş.. Neyse ki bizim evde 2 tv var ve diğeri kablolu, kaç yıldır kablolu ilk kez bir işe yaradı :) Yine de maçın başını kaçırdım çünkü kanalı aramakla geçti bir süre. Galatasarayın golü de bu süre içinde geldi. Tekrarlarından anladığımız golün Barosun topu inanılmaz bir güçle ve hızla taşıyıp ortalaması sonucunda topu uzaklaştıramayan oyuncunun Elanoya hediyesi olduğunu anladık sonradan izleyince. Erken golden sonra aslında benim kafamda Beşiktaş maçı canlandı ve benzer bir maç izleyeceğimiz tahmininde bulundum, ki zaten öyle oldu büyük oranda. Orta sahanın ortasında 2 yönlü oyuncu olarak nitelendirebileceğimiz, Sarp/Topal ile Arda/Elano arasında bağlantıyı kuracak 2 yönlü oyuncu takımda sadece Ayhan Akman ve biraz Barış. 2si de oynamayınca son 3 maçta yaşadığımız sıkıntıyı yaşadık, topu defanstan ileriye aktarırken sorun yaşıyor, çok yan pas yapıyor ve sonunda şişirmek zorunda kalıyorduk. Arda olduğu zaman geriye gelip top alıyor, Elano onu da yapmadı. Bu durum da top yapmamızı engelledi. Ama bu durum bir Ankaraspor maçında sorun oluştururken Beşiktaş ve Pana maçlarında bir bakıma lehimize bir sonuç doğurdu. Çünkü Sarpın ve Topalın çok defansa girmesi 6 kişilik alan bırakmayan bir defans bloğu bıraktı ve rakibi de ileri çekerek kontratak şansı verdi ilerideki kaliteli futbolcularımıza. Tabii ki erken gelen gol olmasa bu böyle olur muydu, tartışılır.. Ama işte bahsettiğimiz şekilde bulduğumuz çok net pozisyonlra vardı ilk yarıda Barosla, ama değerlendiremedik ve 0-1 bitti ilk yarı. İlk yarıda şaşırtmayan bir diğer olay da Emre Güngörün oyundan çıkmasıydı, sakatlığının tam olarak ne olduğunu bilmiyorum ama ya tam iyileşmeden oynatılıyor ya da çok ciddi bir sakatlığı var ve bundan sonra Galatasaray defansında yedek olarak bile düşünülemez.
2. yarının hemen başında bulduğumuz güzel gol maçı bizim adımıza perçinleyen olay oldu bence. Attığı ilk gol ve bu goldeki pasıyla Alexi anımsattı Elano, extensor da değinmiş. Ama benim bildiğim ve Avrupada izlediğim Elano Alex gibi bir oyuncu değildir, çok top istemese de kendini unutturmayı bilir. Shakhtarda bir çok maç sağ açık oynadığını da düşününce, sanırım hala yazın antrenman yapmamış olmanın eksikliğini hissediyor. Yine de bu maç onun açısından iyi oldu. Moral ve güven buldu diyebiliriz. 2. golden sonraki dönemde Ten Cate takımı biraz daha ileriye taşıdı ve Ninis başta olmak üzere gol umutlarını sürdü oyuna. Rijkaard-Ten Cate ilişkisine de daha önce Neeskens yazımızda değinmiştik kısaca, maç öncesindeki esprili diyalogları da bu maçın tadı tuzu olarak değerlendirebiliriz :) Bu dakikalardan itibaren Pana atak yapmaya başladı ve sakatlıklar sonucu garip bir hal almış olan defans hattımız defans arkasına atılan paslarda zorlanmaya başlandı. Rakip takımında maç öncesinde Keitaya benzer bir stili olduğu söylenen Leto dikkat çekti ama Sabri bana göre onu savunurken çok iyi iş yaptı. Derken Galatasaray bu sene 3ün altında atmaz kuralının sonucu olarak mantıksız bir şekilde 3ü bulduk ve yaptığımız oyuncu değişiklikleriyle son dakikalarda topu ayağımızda tutup fazla pozisyon vermemeye çalıştık. Topu ayağımızda tutma kısmını bir yere kadar yapsak da pozisyon verdik bayağı ve kalemizde golü gördük. Geri kalan kısımda Franconun kurtarışları ve defansın geçit vermeme çabaları vardı, başarılı da oldular ve Atina'da Yunanı denize döktük..:)
Maçta iyi bir futbol oynamadık, Keita ve Kewellı beğenmedim özellikle orta sahaya destek olmadılar yeterince. Ama iyi oynamadığımız maçı kazandık ve net bir skorla kazandık. Franchi Netanya maçı sonrası sanırım demişti ki, küçükken gıpta ettiğim gelene 5 gidene 5 sallayan büyük takımlar gibiyiz. Bu maçı da o açıdan değerlendirebiliriz. Büyük takım her zaman iyi oynayamayabilir, ama her zaman bir şekilde istediği skoru elde eder. Maça dair alakasız 2 not; Sabri Ugan, Lö Franco ne abicim? Bu adamla bir otelde karşılaşmıştık bir kez ve oğluyla arkadaş olmuştum, iyi bir adamdır ama spikerlik için yetmiyor. Barosla Kewelli karıştırıp durması da ilginçti. 2. not da Pana tribününe, ilk 13 dk yaptığınız olay takdire şayandı, biz bu olayı geçen sene Alpaslan abinin ölümünden sonra bile bu kadar yapamamıştık dürüst olmak gerek. Sonraki dakikalardaki destekleri de çok iyiydi, ama kalecilerini yuhalayarak bir - puan aldılar bizden..

12 Eylül 2009 Cumartesi

Galatasaray 3-0 Beşiktaş: Sezonun Gerçek Açılışı


Maç öncesi ve sonrası maça dair tüm izlenimlerim bu başlıkta olacak, takipte kalın :)
Bilgisayarimin diger tum sitelere girerken bloggera girmemesi sonucu ne mac oncesi ne de bu saate kadar yazi giremedim, ozur dilerim yazar olarak sorumlulugumu yerine getiremedigim icin.. Ipoddan girmek ancak bu saatte aklima geldi, ancak buradan da ciddi bir mac yazisi yazmak imkansiz. Galatasarayin olusu kartala yetti de artti diyelim, mac yazisini bilgisayarin inadindan vazgececegi saate birakalim..
Maç öncesi yazmayı planladığım yazıda Galatasarayın beklenen Mustafalı Mehmetli kadrosunun orta sahada bir zaafiyet ve kopukluk oluşturabileceği fikri üzerinde duracaktım, Xavi-Iniesta çift yönlü oyuncu ve Ayhan Akmanın futbolcu özellikleri üzerinden giderek ve Barış'ın ilk 11 başlamasının daha olumlu olabileceğine değinecektim. Yine de Galatasarayı daha şanslı gördüğümü ve 2-1 ya da 3-1 gibi bir skorla kazanacağımızı tahmin ediyordum. Ve yazının sonunda da 5te 5 yapın sizi sevenleri üzmeyin baba şeklinde bir temennim olacaktı, Metin Oktay üzerinden yeni Metinimiz olmasını dilediğimiz Arda Turan'a. Beşiktaş kadrosu üzerinde ise sadece varsayımlara dayalı tahmin yapacaktım ve sahaya çıkan kadro da çoğu kişi gibi beklemediğim bir kadroydu.
Kalede Rüştü sakatlıktan yeni çıkmış, orta sahada 2 Almanı bozmuşsunuz, sağ kanatta Serdar, Tabata direk forma bulmuş, ileride "pivot forvet" Nihat Kahveci, sol bekte 18lik İsmail. Yorgun olmayan bir Galatasaraydan 15dkda 3 gol yiyebilecek bir kadroydu bu aslında. Ama maçın özellikle 2. yarının başındaki gidişat gösterdi ki eğer erken gelen duran top golü olmasa maç sıkıntıya girebilirdi. Mustafa Sarp buna benzer 2 gol daha atmıştı daha önce bu sezon bu 3. oldu, devamı gelir umarız. Golün aslında biraz daha falso alıp kendiliğinden girmesini tercih ederdim, Mustafa Denizliye sağlam gider olurdu :) Golde Rüştünün de tabii ki hatası var ama hazır olmayan yaşlı kaleciyi sırf tecrübeli diye formda genç kalecinizin yerine oynatıyorsanız sorumluluk biraz da sizindir. O tecrübeli kaleci size maçı da alabilirdi ama olmadı, olamadı. Haftaya girerken demiştim ki belki de Türkiyenin en büyük 2 TDsinin istifa/kovulma sürecinin başlangıcı olacak bir hafta ve o belki gerçek olmuş gibi gözüküyor.

Maçla ilgili objektif yorum yaparsak attığımız gol sonrası psikolojik rahatlama, yorgunluğun da etkisiyle geri çekilme içgüdüsü zaten 2 ön liberoyla oynayan takımı iyice geriye yasladı. İlk yarı Beşiktaşın da yanlış kadro dizilişi sebebiyle boğuk bir orta saha futbolu olarak geçti, Keita Galatasarayın sağından, Serdar da Beşiktaşın sağından zorladı rakibini. Hakan Baltanın Kewelldan yeterli desteği görememesi ve yavaş kalması Serdarın çok pozisyon bulmasına sebep oldu ama Franco çok başarılı bir maç çıkardı kalesinde. 2. yarıda Mustafa Denizli nispeten doğru değişikliklerle başladı maça. 2 stoper arasında ezilen Nihatın yerine Bobo ve takıma uyumsuz yeni transfer Tabatanın yerine orta sahanın kontrolünü ele geçirmeyi sağlayacak Fink. Galatasaray bu duruma karşı oyun planından hiç şaşmadı. Bu dakikalarda üstünlüğü rakibe versek de en çok korkmaya başladığımız dakikalarda gelen gol maçı almamızı sağladı. Barış değişikliğiyle de skoru garantiye alıp oyunu daha yavaşlatmayı amaçladık ve oldu da. Son gol de tamamen kendi organizasyonumuzdan geldi ve klas olarak nitelendirilebilecek bir goldü. Belki de futbol olarak sezon başından beri en kötü oynadığımız maçı rahatlıkla kazanmış olduk böylece. Beşiktaşlılar kendilerini şanssız olarak nitelendirebilir ancak 2 takım arasındaki kadro kalitesi farkı bunu gerektiriyordu zaten..
Takımda bana göre en başarılı oyuncular Sabri ve Francoydu. Francoyu ilerde duruyor aşırtma gol yiyor diye eleştirenler bugünkü birçok kurtarışında ve çıkışında önde durmasının ne kadar büyük avantaj sağladığını görmüşlerdir. Ben kalesinde duran kalecidense çıkıp oyuna dahil olan kaleciyi hep tercih ederim çünkü bana göre bu bir konsantrasyon göstergesidir. Tartışmalı bir pozisyona sebebiyet vermiş olsa da ben oradaki müdahalenin elle olan kısmının çizgide olduğunu pozisyonun devamında göğsüyle kestiğini düşünüyorum zaten o pozisyona kesin olarak şöyledir ya da böyledir diyebilecek bir insan olduğunu da sanmıyorum. Ve Sabriye gelirsek, sezon başında Uğur formayı ne zaman alır diye beklerken şu anda Sabri Milli Takımda Gökhanı ne zaman keser diye beklemeye başladık, bugün hem savunmada hem hücumda iyiydi, özellikle defansta çok kritik kademelere girdi. Sabri bu performansını ve yükselişini sürdürürse çok önemli bir oyuncu olur bizler için çünkü hem fanatik Galatasaraylı hem de üst düzey futbol oynayan bir oyuncu "bayrak adam" olmaya en büyük adaylardan biridir bizim için, Arda Turan örneğinde olduğu gibi. Maçı özetleyen başlığı Father Vic atmış, uyur gEZER şeklinde. Gerçekten uyuyarak ezdik 3. büyüğü ve 5te 5 yapmış olduk. Artık bizim hedefimiz 10da 10, ama tabii ki her maçı ayrı düşünüp o maç özelinde kazanmaya odaklanmalıyız..

4 Eylül 2009 Cuma

Kolpalar


Bugün Hürriyette görmüştür herkes İlhan Söyler imzalı haberi. Yalan olduğunu zaten biliyorduk, kasıtlı olarak çıkarıldığını da bu tip haberlerin. Az önce Kapalı Tribünde okuduğum yazıya göre Shakhtarın resmi sitesinden yalanlama gelmiş. Yazıda İlhan Söyler Shakhtar Kulübü yöneticisiyle konuştuk diyordu, adı geçen yönetici açıklama yapmış; diyor ki neresinden sıktıysa o beni ilgilendirmez Türk taraftarları yanlış yönlendirmesin açıklama yapsın gazete. Ama böyle bir şey olacak mı, sanmıyorum. Çünkü bu haberlerin amacı belli, iyi giden Galatasarayda karışıklık yaratmak, takımın düzenini bozmak. Bu haberlerin hedef aldığı kitle de belli, genç Galatasaray taraftarları yani bizler. Hep deriz medya Fenerbahçeyi destekler diye ama, dezenformasyonun ve asparagas haberciliğin bu kadar yoğun olduğu hiçbir dönem olmamıştı. Aziz Yıldırım tarafından sezon başında start verilen 3 sene şampiyonluk planının medya ayağındaki neferleri canlarını dişlerine takarak çalışıyorlar anlaşılan. Tabii ki bu çalışmaları karşılıksız kalmayacaktır. Bir de Galatasaray muhabiri olarak geçinen adamların bu tip haberlerin altına imza atması koyuyor bana. Desene kardeşim ben kadrolu Aziz Yıldırım gazetecisiyim diye, neden hala Galatasaray muhabiri takılıyorsun? Başlığı kolpalar yapmamın sebebi bununla sınırlı kalmayacak olmaları (ki aslında daha önce çıkan Elano bedavaydı haberi var Bülent abinin doğrusunu açıkladığı). Belki bunu da bir seri yaparız, her kolpa haberde bir entry gireriz. Ama düşündüm de yok ya, günde 5-6 saatimi bloga ayırmam gerekebilir takım ve medya böyle devam ederse..

3 Eylül 2009 Perşembe

Gecikmiş bir 4. Hafta İncelemesi


4. haftanın sonunda ligin genel bir değerlendirmesi ve bu haftada oynanan maçların izlenimleri üzerinden sezon gidişatı üzerinde tahmin yürütme şansı doğdu bizlere. Bunun 2 sebebi var; 1. si artık sezonu gerçekten açacak olan ilk derbi maçın öncesindeki haftada olmamız, 2. si de transfer sezonunun bitmesiyle takımların kadrolarının netleşmiş olması. Sezon öncesi tahminlerde şampiyonluğun en büyük 2 adayı olarak gördüğüm Galatasaray ve Fenerbahçe firesiz kapadılar ilk 4 haftayı. Ama bu son haftaki performans 2 takım açısından da pek parlak değildi. Öncelikle Fenerbahçeyle başlayalım. Fenerbahçe karşısında diri bir Manisaspor buldu. İyi çalışmıştı Tarzanlar derslerine, Fenerbahçenin kanatlar üzerinden etkili olma planını engellemek için önlemleri vardı. Buna rağmen ilk 20 dk özellikle Kazımla pozisyon buldu Fenerbahçe. Ama oyunun devamında bu üstünlük ortadan kalktı, hatta Manisasporun art arda pozisyon buldu dönemler bile oldu. Maça heyecanın geldiği an Emre'nin kırmızı kartıydı. O dakikaya kadar Fenerbahçe adına en çok iş yapan adamdı Emre. Cristianın defansa çok yaklaşması ve Alexin hücumdan dönmemesi Emreyi orta sahanın ortasında tek başına bırakıyordu. Emre hem top kapıyor hem alana basıyor hem de oyun kuruyordu. Zaten sorunlu bir oyuncu olduğunu biliyoruz, kırmızı kartı bu durumun getirdiği fiziksel ve mental yorgunlukla adeta davet etti. Hem küfür hem de hakeme fiziksel müdahele.. 4-5 maçtan az olmamalı ceza. O dakikadan sonra maç değişti, sanki Manisasporlular biraz da puanı kopardık havasına girdiler. Ve Fenerbahçe golü buldu. Maç öncesi öngördüğüm senaryo erken Fener golü ve sonrasında gelecek Manisaspor golüydü. Manisaspor golü çabuk gelirse Fener farklı alır gecikirse 1-1 biter diyordum. Erken olmadı Fenerbahçenin golü ama devamı için aynı senaryoyu düşünebilirdik yine de. Ve dk 85 te Manisa golü geldi. Daumun oyuncu değişiklikleri sonrası tek Carlosa emanet kalan sol kanattan gelen art arda ataklardan birinin sonunda geçtiğimiz senelerde Trabzondan tanıdığımız Ergin attı golü. O dakikadan sonra 2 oyun planı olabilirdi Manisa adına, ya 10 kişi rakibine karşı kapanacaktı ya da 2. golü arayacaktı. 2sini de yapmadı aslında, ne tam kapandı ne de hücuma yöneldi. Tam kapansa büyük ihtimal berabere bitecekti ve açılsa da bundan kötüsü olmazdı bence. Orta sahada top gezdirirken kritik bölgede kaptırdılar topu, (ki maçtaki 3 golde çıkarken yapılan pas hatalarından kaynaklandı) ve Fenerbahçe son dakikadaki golle aldı maçı. Maçla ilgili kişisel bir detay, maçı 30 kadar Fenerbahçelinin içinde 2 Galatasaraylı izledik. Manisasporun golünde ben alkışlayınca yüzler bizim tarafa döndü, o anda bir tırsmadım değil. Extensor gibi vücut da geliştirmiyorum, hatta bayağı ufak tefek bir tipim. Yanımdaki arkadaşla birlikte 2. Manisaspor golü gelirse nasıl kaçarız şeklinde bir muhabbete daldık o dakikadan sonra, ama Fener golü geldi ve belki de dayaktan kurtulduk :D

Galatasaray maçına gelirsek, ilk 60 dakika adam gibi pozisyonu olmayan bir takım vardı sahada. Sezon başından beri her maç kalede tatil yapan Francoyu ilk kez zorladı rakip :) Görevini yaptı Franco. Rakipte Senecky de görevini yaptı aynı şekilde 2-3 kritik top kurtardı. Eğer bu maçın yazısını tek başına yazsaydım başlığım kilidi açmak olurdu. Çünkü Galatasaray uzun süre kilidi açamayacak gibi gözüktü, aynı ilk Tobol maçında olduğu gibi. Hatta daha da zor durumlara düştüğü oldu Röberin ekibi karşısında, uzun topu ilk kez bu kadar sık kullandığını gördük Galatasarayın. Fenerbahçenin genelde kilit maçlarda formülü bellidir: duran top ve kaliteli oyuncuların bireysel çabası. Bu yüzden bana hep biz galibiyet için ecel terleri dökerken Fener kritik anlarda golleri fazla kolay buluyor gibi gelmiştir. Bu seneyle birlikte sanırım (ve umarım) biz de golleri daha kolay bulacağız. Çünkü Rijkaardın gelişiyle birlikte ciddi bir duran top çalışması var diyoruz hep. Ve takımda da belki de hiç olmadığı kadar çok bireysel yetenekli oyuncu var. İşte kilidi açan gole bakalım; Ardanın kornerinde Harry Cool geçen seneki Olympiakos maçını hatırlatan bir gol attı. Sonraki gole de bakarsak Aydının mükemmel pası ve Nondanın uzun bir matematik hesabından sonra iç yan ağlara gönderdiği top. Maçı çözerken duran top ve bireysel yetenek dedik ama, bu sene bizim fazladan bir opsiyonumuz daha var: kenardan müdahale. Aslında Fenerbahçe için de bunu söyleyebilirdik ama o daha çok Semih özelinde bir durum. Bizde ise devreye teknik ekibin kalitesi giriyor. Sene başından beri her maçta 2. yarı takımda hava değişimi oluyor, oyuncular daha doğru daha iyi oynamaya başlıyorlar. Bu maçta da aynı durum ve üzerine kondisyon olarak yetersiz gözüken Elano, takımı ilk yarıda tek başına taşıdığı için yorulmuş Keita ve ciddi ciddi gol orucuna girmesinden korkmaya başladığımız Barosu çıkararak 3 doğru oyuncu değişikliği yaptı Rijkaard. Başka bir hoca olsa bu yıldızların isimlerinden çekinir çıkaramazdı belki de. Ama Rijkaard bu değişiklikleri yaptı ve maçı aldı. Şampiyonlar Ligi Finalinde de böyle yapmıştı, hatta flying dutchmanin bir yazısını hatırlıyorum konuyla ilgili. Sonuç olarak Galatasaray adına maçı alan kaliteydi, hem sahada hem de kenarda. Maçla ilgili ilgimi çeken bir detay da Ankaraspor'un forma rengiydi. Bu maçı da yine aynı mekanda izledim, yanımdaki 2 adam arasında şöyle bir diyalog oldu: 1. adam dedi ki Ankarasporun rengi mavi beyaz değil miydi, öbür adam da oğlum onlar Ankaragücüyle birleşti ya formaları aynı oldu artık gibi bir şey dedi. Gerçekten futbolumuz adına rezalet bir durum yaşanıyor, sezon başladıktan sonra olacak iş değil ama siyasetin oyunlarına kurban ediliyor futbol. Ankaragücü bu açıdan şanssız bir takım, kayırılıyor gibi gözüküyor ama aslında kaybediyor. Çünkü futbol sadece para değil, blogu açarken de bahsettiğimiz gibi ruh var işin içinde. Ben Ankaragücü taraftarı olsam bu durum çok üzerdi beni, onların da içlerine sindiğini sanmıyorum. Neyse, çok da hakim olmadığım bu konuya fazla girmek istemiyorum açıkçası çünkü bu kirli işler ne zaman sorgulansa altından daha kirli işler çıkıyor ve sonu gelmez bir bataklıkta buluyorsunuz kendisinizi. Federasyonun soruşturmasının sonucunu merakla bekliyoruz. Gs ve Fb ye dönecek olursak, Fatih Terim döneminde Galatasaraydan gördüğümüz kötü oynarken maç kazanma alışkanlığını 2 takım da bu sene kazanmış gözüküyor. Çok erken de olsa ortada bir gerçek var, bu 2 takım diğer rakiplerden kağıt üstünde daha güçlü ve futbol her ne kadar sürprizlere açık bir oyun da olsa bu 2 takımı biraz Beşiktaş dışında zorlamak zor gözüküyor..
Diğer takımlara ve maçlarına başka yazılarda değineceğiz, belki extensorun sezon öncesi yaptığı gibi inceleme yazıları da yazarız..

1 Eylül 2009 Salı

Levadia 1-1 Galatasaray


Galatasarayı bu sene takip eden herkes bu maçta rotasyon uygulanacağını tahmin etmiştir sanırım. Estonyaya giden kadronun da belli olmasıyla bu kesinlik kazanmıştı. Maç öncesi beklentim tek farklı galibiyetti, beraberlik de çok fark etmez. Maçı bir restoranda bir sürü Galatasaraylı 16-17 yaşında gençle izledim. Gördüğüm bir şey var, sanki 1i ya da 2si bu bloglara falan takılan tiplerdi. Futbol bilgisi diğerlerine oranla daha yüksek ve hatalarda direk küfretmeyen açıklamaya falan çalışan daha kültürlü futbol izleyicileri olarak dikkatimi çekti bu çocuklar. Neyse maçın üzerinden çok zaman geçti ama biz kısa kısa yorum yazalım:
- Elanoyu takıma ısındırma maçıydı bu, fena performans sergilemedi ama ilk yarı çok iyiyken 2. yarı oyundan düştü tam olarak halen hazır değil. (bunu not almışız aynı şeyi ankara yazısında da tekrarlayacağız :D)
- Serdar Eylik sol kanatta sırıtmadı ama, henüz takıma girilebilecek seviyede olmadığı ortada.
- Nonda form olarak üst düzey şu anda, geçen seneden daha güçlü olduğu kesin ve gol vuruşları da çok başarılı. Birçok blogda değinildi zaten, futbol aklı olarak üst düzey bir oyuncu Nonda ve iyi bir profesyonel; yedek olarak çok değerli bir oyuncu. Bugün Elanonun bir pasını yedi birini de attı :)
- Alpaslan'ı hazırlık maçlarından sonra beğenmiştim ve umutluydum, ama çok savruk ve Hakan Baltanın yedeği olacak seviyede dahi değil. Kiralık verilmesi ya da takasta kullanılması lazım. Volkanın da Eskişehire verilmesiyle Caner transferi kesin. (demiştik ve oldu :)
- Defansın ortası bu seneyi götürür de, Emre Aşık seneye artık iyice yaşlanmış olacak; ya altyapıdan Semih ve/veya Muratı çıkaracağız o seviyeye ya da transfer yapacağız.
- Emre Güngör sakatlıklardan beri bir sorun yaşıyor, her maçında dikkatimi çekiyor. Toplara çok kontrolsüz ve timing hatalı giriyor ve çok sert fauller yapıyor bu sebepten dolayı. Oynamaya oynamaya biraz dengesizleşmiş diyebiliriz, şu an için Gökhan Zan çok daha iyi.
Maçta dikkat çeken bir olay da Levadialı oyuncuların hırsıydı. Özellikle pivot santrfor oynayan oyuncuları ayrı bir hırslıydı sanki, sanırım onur mücadelesi amacıyla çıkmışlar ve iyi de oynadılar. Pclionun sık sık değindiği gibi turu geçtiğiniz sürece beraberlikle galibiyet arasında kayda değer bir fark yok, dolayısıyla bu maçı idman ve rotasyon maçı olarak görüp fazla ciddiye almamak gerekir. Her idman maçımız Netanya maçı gibi 6-0 bitecek değil ya; arada daha kötü oynadığımız da olacak tabii ki :)

25 Ağustos 2009 Salı

Super Mario Jardel


Malum bugün Süper Kupayı alışımızın 9. yıldönümü, günün anlam ve önemine uygun bir portre yazısı yazayım dedim. O günkü maçta 2 gol atan Jardel maçın adamı olmuştu. Türk tarihinin o zamanki en pahalı transferiydi ve beklentimiz çoktu adamdan. Ben kişisel birkaç anıma dayanarak bu adamı anacağım.
O günlerde hatırlıyorum da gazetelerde Boksic ve Jardel isimleri geçiyordu. Alan Boksic adı nedeniyle tanıdığımız bir oyuncuydu, Jardeli de tanıyordum, ama nereden tanıdığımı tam hatırlamıyorum. Sanırım Bayern Münihle yaptıkları Şampiyonlar Ligi maçındaki son saniye golüyle tanımıştım. Hatta spiker Jardel işte son dakikada da olsa golünü atar çok büyük golcü falan demişti (Burada emin olmamama sebep olan nokta bir başka anımda bu maçın Jardel bizden gittikten sonra gibi yer etmiş olması.. Şimdi bakıp öğrenebilirim ama öğrenmek de istemiyorum aslında :) Neyse birkaç gün sonra Jardel transferi duyruldu. Ben çok mutluyum falan o adam bizde diyorum. Hatta okulda o sene arkadaşlara diyorum benim lakabım Super Mario Jardel olsun, çünkü fazla koşamıyorum o dönem astımdan dolayı falan korkudan terleyip hasta olurum diye, genelde Jardel gibi ilerde durup pozisyon bekliyorum. Neyse geçersek bunları, lig başladı; Erzurumspor maçı. Bizde yemekte misafir var, sanırım o zamanlar Star Digital yayınlıyordu maçları. İçerde maç açık biz diğer odada yiyoruz. Gol oldukça sesi duyup gidip bakıyorum ben nasıl gol kim atmış falan diye. İlk Hagi attı. Sonra Jardel. Sonra gene Jardel. Sonra gene Jardel. Sonra gene Jardel. Sonra gene Jardel. Adam 5 gol atmıştı ilk maçında ya, düşünebiliyor musunzu nasıl sevindiğimi :D Son golü de Hagi attı, zaten o sene bir 10 hafta boyunca takımın bütün gollerini ikisi atmıştı, Hagi&Jardel AŞ falan diye başlıklar çıkıyordu gazetelerde.
Neyse her şey iyi giderken bir anda sorunlar olmaya başladı. İlk devreyi 15 gol civarı bir şeyle kapatan Jardel oynatılmamaya başladı. Gazetelerde eleştiriliyordu, koşmuyor mücadele etmiyor golü de bir zahmet atsın deniliyordu. O günlerde anlamamıştım, şaşırıyor ve üzülüyordum. Sonradan anladık takım içindeki çekişmelerin kurbanı olduğunu. Özel hayatı da bozulunca bu arada kendini toparlayamadı. Zaten her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır derler, yanlış kadını seçersen ne kadar iyi olursan ol başarılı olamazsın, performansın düşer ben bunu gördüm. Güiza da yaşadı aynı durumu mesela, bir oyuncunun konsantrasyonunun düşmesinde temel etkenlerden biridir bu kız işleri. Neyse, sezonunun başında yeni kralımız olan adam sene sonunda istenmeyen adama dönüşmüştü. Kendisinin de yaşadıklarından sonra kalma isteği yoktu zaten, sevgilisi de sanıyorum istemiyordu Türkiyeyi ve Sportinge döndü, Horvath, Mpenza, adını hatırlamadığım bir adam ve 5 milyon dolar karşılığında satmıştık bir önceki sene 15 milyon dolar civarı bir paraya aldığımız adamı. Aldığımız oyunculardan adını hatırlamadığım (S harfiyle başlıyordu sanırım adı hatırlayanlar yardımcı olur edit: Spehar olacak isim teşekkürler Seyyid Ali) ve Mpenza hiç oynamadan (ya da Mpenza bir maç oynamıştı sanırım), Horvath da 10 maç falan oynadıktan sonra ayrıldı. Yani ekonomik anlamdan çok büyük zarar ettik bu transferden. Ama yine de ben Jardeli takımımda görmüş olmaktan memnun olmuşumdur her zaman için. Her şekilde gol atardı adam, modern futbola inat koşmadan pres yapmadan senede 25-30 golünü atardı.
Bizden gittikten sonra Sportingde son bir çıkış daha yaptıktan sonra tamamen kayboldu ve sonra kokaine falan da bulaştı sanırım. Yeteneğini tam olarak kullanamadan kaybolup gitti. Ona rağmen gol olarak bütün rekorları altüst etmiş bir adamdır, hala baktığınızda en tepede görürsünüz o Sportingdeki performansıyla adını. Bizim bu yazıya başlama sebebimiz olan maça dönelim şimdi, ilk resmi maçıydı Jardelin Galatasaray formasıyla. İlk gol penaltıydı (bu arada o penaltı olayıyla ilgili de, Jardelin penaltılarda heyecanlandığı ve heyecanlanmamak için gözlerini kapadığı; birçok penaltıyı da bu yüzden kaçırdığı gibi birşeyler okumuştum bir yerlerde). Altın gol uygulaması vardı o dönemler, atan alıyordu uzatmalarda. Fatih Akyel sağdan getirdi, içeri yerden orta yaptı Jardele. Jardel de gelişine vuruşu çaktı, top Casillasın uzanamayacağı yerden gol oldu. O an nasıl sevinmiştim :)
Ben en son boşta diye duymuştum Jardeli, tahminen bir Brezilya takımında oynuyordur ya da bırakmıştır futbolu. Süper kupanın anısıyla saygıyla anıyoruz seni Jardel..

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Joga Bonito #2- Elano-Arda



Dün geceden. Anlayana.. :)

Yazık lan



Şu sıralar Gürcan Bilgiç dostumuzun ruh hali ilginç dalgalanmalar yaşıyor olmalı.
Gürcan “Keita düşüşte, Deivid’den iyi değil, Elano da öyle, daha görmedik” gibi bir yazı yazdı.
Daha oynamamış adamlarla ilgili böyle bir değerlendirme nasıl yaptı bilemiyorum?
Levent Tüzemen de Keita’nın Levadia resitalinin ardından dostu, kardeşi Gürcan’a “Keita’nın selamı var, yanaklarından öpüyor” gibilerden dokundurdu.
Gürcan “Aşkolsun Levent Ağbi” dedi ve görüşünün arkasında olduğunu belirtti.
Dün akşam da Elano önüne düşen topa öyle bir vurdu ki...
Sevgili Gürcan, alınmaca yok; sen vazgeç bu sevdadan.
Yoksa bunlar çok utandıracağa benziyor seni.
Öperim kardeşim

Kanat Atkaya

Artık adam kendi meslektaşlarının bile alay konusu olmaya başladı. Ama sen öyle yavşak yavşak sırıtıp ileri geri konuşursan, bizim de bu kadarını yapmaya hakkımız var değil mi? Aşkolsunmuş, ne acıyacaklar sana lan?

23 Ağustos 2009 Pazar

Galatasaray 4-1 Kayseri: Meyveleri Toplamak


Maça gitme planlarım yol sebebiyle alt üst olunca maçı evden izledim. Eve girdiğim dakika ilk golü bulduğumuz dakikaydı, dolayısıyla maçın bu dakikadan öncesini izlemedim. Girer girmez Barosun tartışmalı golünü gördüm, tartışmaları bir plana bırakırsak golün gelişimini inceleyelim. Yine duran top, topun başında geçen senelerden tanıdık bir isim: Sabri Sarıoğlu. Mükemmel falsolanan bir orta, Ardanın volesi ve Barosun kaleciden önce ayak koyması. Duran top organizasyonundan gelmesinden çok, golün Sabri Sarıoğlunun ortasından gelmesine dikkat çekmek istedim. Sabri'ye hiçbir zaman art niyetle ya da at gözlüğüyle yaklaşan bir adam olmadım, bugün Sezarın hakkını Sezara vermek gerektiğini düşünüyorum. Sabri özellikle ilk yarıda çok faydalı, çok dikine ve (bunu söylediğime inanamıyorum ama) çok akılcı bir futbol oynadı bana göre. Sisteme uyum sağlamış gözüktü bana ve defansta da kritik müdahale yaptı 2 pozisyonda. Bu açıdan Sabriyi kutlayarak başlamak istemedim yazıma.
Takımın pas yüzdesi ve topla oynama oranı istatistiklerine dikkat çekmek lazım. Elimde rakam yok ama topla oynama oranının %70 civarlarında olabileceği düşüncesindeyim. 4-3-3ü ve total futbolu anlatan yazımıza gönderme yapalım. Orada orta sahanın defansla ve hücumla köprüyü oluşturan pas trafiğinin merkezi olma sebebiyle sistemin temelini oluşturduğunu yazmış ve Xavi Iniesta ikilisinin ve arkalarındaki Tourenin görevine değinmiştik. Galatasarayda tam olarak aynı format yok şimdilik, buna da Arda Turan üzerinden bir alternatif olarak değinmiştik aynı yazıda. Bu düzene Elanonun monte olmasıyla değişiklikler olacaktır, ancak şimdilik o bölgede oynayan Mustafa-Ayhan-Arda pas trafiğini oturtmaya başlamış gibiler. Yine de kritik top kayıpları olabiliyor o bölgelerde, Denizli maçında da Antep maçında da böyle goller yemiştik, bu maçta da gördük ama olacak o kadar şimdilik. Bir başka dikkat çekmek istediğim nokta da oyuncuların koştuğu mesafe. Topu akıllı kullanan oyuncularımız geçen senenin 2. yarısında ve geçtiğimiz senelerdeki gibi çok koşmak yerine, geçen sene ilk yarıda Skibbeli akıl futbolu dönemindeki gibi topu koşturma fikri ön plana çıktı. Bu söylem yanlış anlaşılmasın, Galatasarayın fizik gücü geçen sene gibi 2. yarıda düşmüyor, zaten gördük ne kadar ciddi çalıştığını Galatasaraylı oyuncuların hazırlık kamplarında.
Son maçların şanssız ismi Baros 2 golle moral buldu diyebiliriz. Çok sevindim bu gollere çünkü kaçırdığı gollerde beceriksizlikten çok şanssızlık faktörü ön plana çıkmaya başlamıştı, bu şans denen meret çok bela açabiliyor golcülerin başına. Gerçi Baros çingene ırkından olduğundan bu sorunları yaşamaz diyorduk zaten :) O pozisyonlar dışında da Baros yararlıydı maç içerisinde, rakip defansı çok yıpratan bir oyuncu ve sahadaki varlığı bile tehdit oluşturuyor. Onun dışında tek tek yorum yapacak olursak, sene başında iyi bir transfer olarak değerlendirdiğimiz Gökhan her geçen gün takıma adapte oluyor bunu görüyoruz, ancak bugün Makukulanın inanılmaz fiziği bizim 2 stoperimize bile üstünlük kurdu zaman zaman. Makukula da maçta imzası olan adamlardan biriydi, 2 golüyle(!). Arda'nın performansını da beğendim ama Rijkaardın rotasyonundan o da nasibini almalı artık yoruldu :) Aydın oyun içinde sürekli yok, anlık parıldamalarla kendisini gösteriyor, çok kötü bir performansı yoktu bana göre idare ederdi. Keita da oyunda kaldığı süre içerisinde yine hırsıyla ve driplingiyle coşturdu taraftarımızı.
Ve son söz Elano Blumer için. Girdi 45 dk oynadı, mest etti bizi. Geldiğinde türlü türlü iftiralar atanlar, özel hayatından girip asparagas haberlerle futbolculuğuna çakmaya çalışanlar, Nazmi Abinin tabiriyle bütün sülükler bugün derslerini aldılar. Attığı gol zaten jenerik, onun dışında Arda'yla paslaşmaları da inanılmazdı. Kayserili oyuncular maçın sonlarında sinirlerine hakim olamayıp bizimkilere sert girmeye başladı falan hoş değil. Elanoya da acil bir şarkı bulmak lazım :) Son söz Elano dedik ama, futbolcular olarak dedik onu. Son söz Rijkaard ve Neeskense, ve Rocaya ve diğer tüm teknik ekibe. Bu takım sizin eseriniz, teşekkürler :) Meyveleri toplamaya yavaş yavaş başladık, inşallah devamı gelecek..

18 Ağustos 2009 Salı

Sercan Yıldırım-Caner Erkin


Sercan-GS flörtü kaç gündür gazetelerde yazılıp çiziliyor. Arkadaşlarla ikili sohbetlerde sene başından beri Türkiyeden Galatasarayda görmek istediğim 2 oyuncu var diyordum, Sercan Yıldırım ve İsmail Köybaşı. İsmailin Bjk transferi sonrası (ki dün yedek bırakıldı ve maç da kazanıldı, Mustafa Denizlinin gençlere pek önem vermediğini biliyoruz Batuhan örneğinde görüldüğü gibi bir süre şans bulmakta zorlanabilir İsmail) tek istediğim adam Sercandı, ama onu da bu yüksek piyasada zor görüyordum. Zaten şu anda da hala böyle bir transferi yapma ihtimalimizi düşük görüyorum. Gazetelerde konuşulan fiyatlara bakar mısınız 4m+4 oyuncu! Sercan çok potansiyelli bir oyuncu, tamam kabulüm. Ama bu kadar eder mi? Transfermarkta bakıyorum, 3,5m civarı bir bedel biçiliyor. Biz o parayı veriyoruz, üstüne bir de 4 oyuncu. Gerçi verdiğimiz 4 adam 1 oyuncu anca eder ama olsun yine de çok abartı. Fenerbahçenin de bu transferde devreye girdiğini duyuyoruz, 6m peşin diyorlarmış. Onlara da satacağını sanmıyorum Bursasporun. Ben Sercanın ya Galatasaraya gelmesini ya da Avrupaya gitmesini isterim, objektif bir bakış açısıyla konuşursak. Fenerbahçede gelişimi çok yavaşlayacaktır, önümüzde İlhan Parlak örneği var. Sercanın Galatasaraya gitmek istediği konuşuluyor, ama Bursa da tabii ki satmayabilir ücrette anlaşılmazsa. Peki Sercan Galatasaray kadrosunda nereye monte olur? Barosu tam olarak yedekleyecek oyuncu olur Sercan. 4-3-3 ün son 3ünde hem sağ hem de uç oynar. Dripling yeteneği, hızı, son vuruşları.. Sercan'da yıldız olmak için gereken her şey var, karakter olarak da düzgün olduğu şeklinde oduyumlar aldım. Umarım bir şekilde bu transfer olur, Galatasaray kadrosunu mükemmelleştirecek, Avrupa başarısını da imkanlı kılacak bir transfer hamlesi olur Galatasaray adına.

Adı geçen diğer bir isim de Caner Erkin. Caner sol açık olarak parlamıştı Manisasporda, gerçekten etkileyici bir sol ayağı vardı ve gelecek vaadediyordu. CSKA Moskova da yüklü bir bonservis ederek daha o yaşta transfer etmişti Caneri. Caner çok iyi bir gelişim gösterebildi mi bu geçen süre zarfında, bence hayır. Rusya Ligindeki yabancı kontenjanının, hava koşullarının ve sert futbolun onun gelişimin zorlaştıracağı belliydi. Bundan dolayı Caner hücumcu bir sol bek olarak değerlendirilmeye çalışıldı. Bana sorarsanız Canerin yeteneği bu mevkiye uygun değil. Benim hatırladığım Caner çok güçlü bir adam değildi hiç bir zaman, tekniğiyle iş yapardı, çok fazla da pres yapmazdı. Hızlı etkili teknik bir oyuncuydu. Dolayısıyla sol bek aşısı pek tutmadı. Fatih Terim de onu o mevkide denedi ama yine de pek uygun olmadı. Peki Galatasarayda nasıl olur Caner? Eğer sol açık yedekleyicisi ya da 4-3-3ün orta 3lüsünde sola yakın oynayan adam (yani aslında Ardanın mevkileri) yedekleyicisi olarak alınacaksa iyi transfer. Ama sol bek yedeği olarak yetersiz kalır. Ben Caner transferi eğer uygun bir fiyata yapılacaksa destekliyorum. Ama 4 milyon deniyor, o rakamlara alınacaksa alınmasın diyorum. Bir diğer opsiyon da kiralamak olabilir, onun da göz önünde bulundurulması gerek.

Son bir haber de Sezer transferinden vazgeçildiği haberi. Sanırım o takasta kullanılacak oyuncular kullanılarak Sercan alınılmaya çalışılacak, o yüzden vazgeçildi. Yazık oldu, o da iyi bir yedek olurdu. Bari Ufuk transferi gerçekleşsin diyorum :) Gerçi Galatasaray kadrosu transfersiz de bu ligi götürecek seviyede ama gönül bu doymuyor işte :)

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Galatasaray 4-1 Denizli


Maç öncesi tahminim büyük oranda tuttu, mutluyum :) Kale orta saha forvet tamamen bildik. Maçta başlarda zorlanıp kilidi açınca fark yapabileceğimizi de söyledik. Ama defansta şaşırdık. Rijkaard bir sürprizle bütün defansı yedek oturttu. Aslında sürpriz sayılmaz, ben 1-2 oyuncunun dinlendirilme olasılığını düşünmüştüm; ama 4ü birden.. Değerlendirmeye ordan başlayalım:
Sağda Uğur sırıtmadı, küçük kaptan umarım alacak "Sarbi"den formayı :) Tam olarak hazır değil şu an ama en azından Sabri gibi alanını boşaltmıyor. Gerçi ben Sabriden nefret etmiyorum, yedek olarak kalmalı ama Galatasarayın sağ beki olacak nitelikte bir futbolcu değil. Göbekte 2 Emre vardı. 2si de iyi oynadılar. Güngör biraz dengesiz olabiliyor, sakatlıktan beri her oynadığında tedirginlik yaşatıyor bana. Emre Aşık da yavaş olmasına rağmen her zaman için Türkiyenin en iyi stoperlerinden biridir çünkü aklıyla defans yapar. Bu maçta da 1-2 topta böyle hamleler yaptı.
Sola gelince, Volkan Yaman ayrı bir yazı konusu.. Bu sanırım kendisine tanınan son şanstı, onu da değerlendirmeyi beceremedi. Yedek bir sol bek transferi lazımdı, bugün gazetelerde Caner Erkin ismi geçmiş ama asıl mevkii sol açık olan bir adamdı Caner, sonradan sol bek gibi değerlendirilmeye başlandı dolayısıyla çok mantıklı olmaz bence.
Takımı genel olarak değerlendirme işine girmek istemiyorum, birkaç göze çarpan noktaya değineceğim:
-Keita sağ kanadı 2 yarıda da müthiş kullandı. İlk yarı destek göremedi ama 2. yarı ortadan da destek gelince çok güzel işler çıktı ortaya.
-Ardanın golünde ilginç bir şey oldu, top Barosa çarptığı için Baros sevinmeye başlamıştı ki Arda koşmaya başladı ve kameralar ona döndü. Sanırım kaptan olması ve anne-babasının statta olmasından dolayı sahiplendi golü, umarım Baros bozulmamıştır bu duruma çünkü duygusal bir adam olduğunu biliyoruz.
-Penaltı pozisyonunda da Ardanın araya girip kararı vermesi hoş bir enstantaneydi, yürü be kaptan dedim içimden :)
-Baros keşke 5.yi atsaydı, babası ölmüş diye duydum, moral olurdu. Doğruysa bu (emin değilim maç başını izlemedim) başı sağolsun diyelim..
-Kewell da etkili değildi aslında ilk yarıda ama 2. yarıda gollerle o da kendine geldi. Golden sonra çalan Daddy Coolda gözlerinin içinin güldüğünü gördüm :)
-Barışın Almanyada yetişmiş olması temelinin çok sağlam olmasını sağlıyor, bu da doğru tercih yapmasında etkili oluyor özellikle topsuz alanda ve top kaparken. Her zaman bu kadroda kendisine yer bulacak bir futbolcu Barış. Bir diğer özelliği de çok etkili kafa vuruyor, ilk yarıdaki vuruşu gerçekten çok iyiydi.

Sonuç olarak Galatasaray önemli bir galibiyet daha almış oldu. Bizim belki de Temmuz ayında gözden çıkarıp geçiş dönemi diye kabullendiğimiz bu dönemde Galatasarayın kayıpsız gitmesi çok iyi bir durum, ne diyelim Maşallah :)